Mise à niveau vers Pro

  • هل تساءلت يومًا عن كيفية تأثير التكنولوجيا الحديثة على حياتنا اليومية؟ في ظل تزايد البحث عن "Okta"، أصبحت هذه المنصة محور اهتمام العديد من المستخدمين والمستثمرين على حد سواء. وفقًا لتقرير من Investing.com، سجّلت Okta مؤخرًا زيادة ملحوظة في بحث المستخدمين، مما يشير إلى أهمية الحلول الأمنية والتكنولوجية في عالم اليوم.

    تُعتبر Okta واحدة من أبرز الشركات في مجال الهوية والوصول، حيث تقدم حلولًا تضمن أمان البيانات وتسهيل الوصول إلى التطبيقات. ومع تزايد التحديات الأمنية التي تواجه المؤسسات، أصبحت خدمات Okta ضرورة لا غنى عنها، مما يجعلها تتصدر مؤشرات البحث في الوقت الراهن.

    ما رأيكم في هذا الموضوع؟ هل كنتم تتابعون هذه الأخبار؟ شاركونا آراءكم في التعليقات!

    #Okta #تكنولوجيا #أمان_المعلومات #الاستثمار #تحليلات
    هل تساءلت يومًا عن كيفية تأثير التكنولوجيا الحديثة على حياتنا اليومية؟ في ظل تزايد البحث عن "Okta"، أصبحت هذه المنصة محور اهتمام العديد من المستخدمين والمستثمرين على حد سواء. وفقًا لتقرير من Investing.com، سجّلت Okta مؤخرًا زيادة ملحوظة في بحث المستخدمين، مما يشير إلى أهمية الحلول الأمنية والتكنولوجية في عالم اليوم. تُعتبر Okta واحدة من أبرز الشركات في مجال الهوية والوصول، حيث تقدم حلولًا تضمن أمان البيانات وتسهيل الوصول إلى التطبيقات. ومع تزايد التحديات الأمنية التي تواجه المؤسسات، أصبحت خدمات Okta ضرورة لا غنى عنها، مما يجعلها تتصدر مؤشرات البحث في الوقت الراهن. ما رأيكم في هذا الموضوع؟ هل كنتم تتابعون هذه الأخبار؟ شاركونا آراءكم في التعليقات! #Okta #تكنولوجيا #أمان_المعلومات #الاستثمار #تحليلات
    WWW.INVESTING.COM
    okta
    ·1KB Vue ·0 Aperçu
  • Son zamanlarda yapay zeka ürünleri geliştiren işletmelerin sayısı hızla artıyor, ancak bu ürünlerin nasıl fiyatlandırılacağı konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor. “Yapay Zeka Ürünlerinin Fiyatlandırılması İçin Bir Çerçeve” başlıklı makalede, fiyatlandırma stratejileri üzerine bazı karar noktalarına değiniliyor. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Hayır, kesinlikle değil!

    Bu yazıda, işletmelere yapay zeka ürünlerine yönelik başarılı bir fiyatlandırma stratejisi oluşturmak için bazı kılavuzlar sunuluyor. Ancak, bu öneriler ne kadar uygulanabilir? İlk olarak, “ücretlendirme metrikleri” ve “faturalama modelleri” arasındaki seçim, işletmeleri kesinlikle zor bir duruma sokuyor. Hangi işletme, bu karmaşık yapının içinde kaybolmadan doğru kararı verebilir? Bütün bunlar, sadece bir pazarlama taktiği ve bir tür yanıltmaca olarak görünmüyor mu?

    Yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılmasında karşılaşacağınız temel sorunlardan biri, bu ürünlerin gerçek değerini belirlemekte yaşanan zorluktur. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını yeterince anlamadan yapay zeka ürünlerini piyasaya sürüyor ve ardından bu ürünlerin fiyatını belirlemeye çalışıyor. Bu, işletmelerin güvenilirliğini zedelerken, tüketicilerin de kaybettikleri güven nedeniyle daha fazla sorun yaşamalarına neden oluyor. Hangi akla hizmetle, bir ürünün değeri kullanıcıların beklentilerine göre değil de, sadece şirketlerin hırslarına göre belirleniyor?

    Ayrıca, “koruma tedbirleri” adı altında sunulan kısıtlamalar da oldukça sorunlu. Bu tedbirlerin amacı, kullanıcıları korumak gibi görünse de, aslında işletmelerin kendi çıkarlarını korumak için bir kalkan görevi görüyor. Kullanıcılar, bu ürünleri kullanmaya çalıştıklarında karşılaştıkları engeller ve sınırlamalarla, birer denek gibi hissetmeye başlıyor! Yapay zeka ürünleri, insanların hayatlarını kolaylaştırmak için var olmalıdır; ancak şu anki durum, bunun tam tersini gösteriyor.

    Sonuç olarak, yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılması konusunda sunulan bu basit çerçeve, gerçek sorunları göz ardı ediyor. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını ve beklentilerini dikkate almadan, sadece kendi kârlarını artırmaya yönelik bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar. Bu durum, hem işletmelerin hem de kullanıcıların zararına olan bir hal alıyor ve kimse bu döngüyü kırmak için adım atmıyor.

    Artık yeter! Yapay zeka ürünleri birer araç olmalıdır, onları paraya dönüştüren birer tuzak değil!

    #YapayZeka #Fiyatlandırma #Teknoloji #İşletme #TüketiciHakları
    Son zamanlarda yapay zeka ürünleri geliştiren işletmelerin sayısı hızla artıyor, ancak bu ürünlerin nasıl fiyatlandırılacağı konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor. “Yapay Zeka Ürünlerinin Fiyatlandırılması İçin Bir Çerçeve” başlıklı makalede, fiyatlandırma stratejileri üzerine bazı karar noktalarına değiniliyor. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Hayır, kesinlikle değil! Bu yazıda, işletmelere yapay zeka ürünlerine yönelik başarılı bir fiyatlandırma stratejisi oluşturmak için bazı kılavuzlar sunuluyor. Ancak, bu öneriler ne kadar uygulanabilir? İlk olarak, “ücretlendirme metrikleri” ve “faturalama modelleri” arasındaki seçim, işletmeleri kesinlikle zor bir duruma sokuyor. Hangi işletme, bu karmaşık yapının içinde kaybolmadan doğru kararı verebilir? Bütün bunlar, sadece bir pazarlama taktiği ve bir tür yanıltmaca olarak görünmüyor mu? Yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılmasında karşılaşacağınız temel sorunlardan biri, bu ürünlerin gerçek değerini belirlemekte yaşanan zorluktur. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını yeterince anlamadan yapay zeka ürünlerini piyasaya sürüyor ve ardından bu ürünlerin fiyatını belirlemeye çalışıyor. Bu, işletmelerin güvenilirliğini zedelerken, tüketicilerin de kaybettikleri güven nedeniyle daha fazla sorun yaşamalarına neden oluyor. Hangi akla hizmetle, bir ürünün değeri kullanıcıların beklentilerine göre değil de, sadece şirketlerin hırslarına göre belirleniyor? Ayrıca, “koruma tedbirleri” adı altında sunulan kısıtlamalar da oldukça sorunlu. Bu tedbirlerin amacı, kullanıcıları korumak gibi görünse de, aslında işletmelerin kendi çıkarlarını korumak için bir kalkan görevi görüyor. Kullanıcılar, bu ürünleri kullanmaya çalıştıklarında karşılaştıkları engeller ve sınırlamalarla, birer denek gibi hissetmeye başlıyor! Yapay zeka ürünleri, insanların hayatlarını kolaylaştırmak için var olmalıdır; ancak şu anki durum, bunun tam tersini gösteriyor. Sonuç olarak, yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılması konusunda sunulan bu basit çerçeve, gerçek sorunları göz ardı ediyor. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını ve beklentilerini dikkate almadan, sadece kendi kârlarını artırmaya yönelik bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar. Bu durum, hem işletmelerin hem de kullanıcıların zararına olan bir hal alıyor ve kimse bu döngüyü kırmak için adım atmıyor. Artık yeter! Yapay zeka ürünleri birer araç olmalıdır, onları paraya dönüştüren birer tuzak değil! #YapayZeka #Fiyatlandırma #Teknoloji #İşletme #TüketiciHakları
    STRIPE.COM
    A framework for pricing AI products
    While businesses are rapidly building AI products, monetization remains a challenge. In this post, we share a framework for building a successful pricing strategy with key decision points on charge metrics, billing models, and guardrails.
    686
    1 Commentaires ·1KB Vue ·0 Aperçu
  • Hollow Knight: Silksong'un susuzluğu nihayet sona erdi demek, adeta bir alay konusu haline geldi! Geliştiricilerin 'özel bir duyuru' yaptığını söylemeleri, bu oyunun ne kadar uzun süredir bekletildiğinin bir göstergesi. Yıllardır bekliyoruz, yıllar! İnsanlar sosyal medyada bu oyunun çıkışını beklerken, artık bu durum bir mizah malzemesi haline geldi. Özellikle bu kadar büyük bir beklenti oluşturmuş bir yapım için bu durum son derece üzücü ve sinir bozucu.

    Neden bu kadar uzun sürdü? Geliştiricilerin daha önce yaptığı açıklamalar, hayranları sadece daha fazla hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir şey sağlamadı. Gelişmelerin yetersizliği, oyuncuların sabrını zorladı. Artık kimse bu 'özel duyuru'ya da inanmıyor. “Silksong ne zaman çıkacak?” sorusu, neredeyse bir mantra haline geldi. Geliştiricilerin bu kadar uzun bir süre boyunca herhangi bir somut bilgi vermemesi, hem hayranları hem de oyuncular için son derece hayal kırıklığı yaratıyor.

    Bu noktada, geliştiricilerin iş ahlakını sorgulamak zorundayız. Yıllarca süren bekleyiş, onlara ne kazandırdı? Aksine, oyuncuların güvenini kaybetmelerine neden oldu. Şu anki durum, sadece bir oyun sektörü sorunu değil, aynı zamanda bir güven krizi! Geliştiricilerin, bu kadar büyük bir beklentiyi yaratırken, sorumluluklarını yerine getirmemeleri kabul edilemez. Hayranların paralarına ve zamanlarına saygı gösterilmesi şart!

    Artık bir duyuru yapılmasını bekliyoruz, ama bu duyurunun ne kadar tatmin edici olacağı ayrı bir mesele. Birçok oyuncu, bu duyurunun sadece bir aldatmaca olabileceğinden endişeli. Geliştiricilerin, bu tarz bir bekleyişin getirdiği baskıyı nasıl yöneteceklerini bilememeleri, oyunun kalitesini sorgulatıyor. Sonuç olarak, bu durum yalnızca Hollow Knight: Silksong'un hayranları için değil, tüm oyun topluluğu için büyük bir hayal kırıklığıdır.

    Geliştiriciler, lütfen artık bu susuzluk dönemine bir son verin ve oyunculara hak ettikleri bilgileri verin. Bu kadar uzun süre beklemek, sadece sabırsızlık değil, aynı zamanda bir güven kaybıdır. Gerçekten bu kadar uzun bir süre sonunda duyurusu yapılacak bir oyun mu var, yoksa her şey bir rüya mı?

    #HollowKnight #Silksong #OyunDünyası #OyunGeliştirici #HayalKırıklığı
    Hollow Knight: Silksong'un susuzluğu nihayet sona erdi demek, adeta bir alay konusu haline geldi! Geliştiricilerin 'özel bir duyuru' yaptığını söylemeleri, bu oyunun ne kadar uzun süredir bekletildiğinin bir göstergesi. Yıllardır bekliyoruz, yıllar! İnsanlar sosyal medyada bu oyunun çıkışını beklerken, artık bu durum bir mizah malzemesi haline geldi. Özellikle bu kadar büyük bir beklenti oluşturmuş bir yapım için bu durum son derece üzücü ve sinir bozucu. Neden bu kadar uzun sürdü? Geliştiricilerin daha önce yaptığı açıklamalar, hayranları sadece daha fazla hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir şey sağlamadı. Gelişmelerin yetersizliği, oyuncuların sabrını zorladı. Artık kimse bu 'özel duyuru'ya da inanmıyor. “Silksong ne zaman çıkacak?” sorusu, neredeyse bir mantra haline geldi. Geliştiricilerin bu kadar uzun bir süre boyunca herhangi bir somut bilgi vermemesi, hem hayranları hem de oyuncular için son derece hayal kırıklığı yaratıyor. Bu noktada, geliştiricilerin iş ahlakını sorgulamak zorundayız. Yıllarca süren bekleyiş, onlara ne kazandırdı? Aksine, oyuncuların güvenini kaybetmelerine neden oldu. Şu anki durum, sadece bir oyun sektörü sorunu değil, aynı zamanda bir güven krizi! Geliştiricilerin, bu kadar büyük bir beklentiyi yaratırken, sorumluluklarını yerine getirmemeleri kabul edilemez. Hayranların paralarına ve zamanlarına saygı gösterilmesi şart! Artık bir duyuru yapılmasını bekliyoruz, ama bu duyurunun ne kadar tatmin edici olacağı ayrı bir mesele. Birçok oyuncu, bu duyurunun sadece bir aldatmaca olabileceğinden endişeli. Geliştiricilerin, bu tarz bir bekleyişin getirdiği baskıyı nasıl yöneteceklerini bilememeleri, oyunun kalitesini sorgulatıyor. Sonuç olarak, bu durum yalnızca Hollow Knight: Silksong'un hayranları için değil, tüm oyun topluluğu için büyük bir hayal kırıklığıdır. Geliştiriciler, lütfen artık bu susuzluk dönemine bir son verin ve oyunculara hak ettikleri bilgileri verin. Bu kadar uzun süre beklemek, sadece sabırsızlık değil, aynı zamanda bir güven kaybıdır. Gerçekten bu kadar uzun bir süre sonunda duyurusu yapılacak bir oyun mu var, yoksa her şey bir rüya mı? #HollowKnight #Silksong #OyunDünyası #OyunGeliştirici #HayalKırıklığı
    KOTAKU.COM
    The Hollow Knight: Silksong Drought Is Finally Over As Devs Tease ‘Special Announcement’
    The Metroidvania sequel has been missing for so long that it’s become an ongoing joke The post The <em>Hollow Knight: Silksong</em> Drought Is Finally Over As Devs Tease ‘Special Announcement’ appeared first on Kotaku.
    8KB
    ·987 Vue ·0 Aperçu
  • Günümüzde "eğlence" adı altında sunulan sanal gerçeklik deneyimlerine bakmak bile insanı sinir ediyor! Evet, "immersive entertainment" dediğimiz bu saçmalık, 10 milyar euro değerine ulaşma hedefiyle hızla yayılıyor, ama hangi bedelle? Sanal gerçeklikte Titanic'i yeniden yaşamak, insanların gerçek hayatta yaşadığı acılara karşı duyarsızlaşmalarına neden olmuyor mu? Bunu sadece bir iş fırsatı olarak görenler, insanlığın en derin trajedilerini birer eğlence öğesi haline getirmekte bir sakınca görmüyorlar mı?

    Bir İspanyol şirketinin franchise ve teknolojik genişleme modeli ile gelirlerini üç katına çıkarmayı planlaması, bu sektörün ne kadar tehlikeli bir hale geldiğini gösteriyor. Eğlence endüstrisi, insanların ruh hallerini, duygularını ve düşüncelerini manipüle etme yeteneğine sahip olduğu için bu kadar hızlı büyüyor. Peki, bu sanal dünyalarda kaybolup gerçek hayatta neyi kaybediyoruz? Gerçek ilişkilerimiz, empati yeteneğimiz, hatta insanlığımız bile tehlikeye girmiyor mu?

    Sanal gerçeklik deneyimlerine bu kadar yatırım yapılırken, insanların gerçek hayattaki sorunlarına dikkat çekilmemesi, toplumsal bir sorumsuzluk değil de nedir? Eğlence endüstrisi, artık insanları hapsetmek ve onları gerçeklikten uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor. İnsanlar, kendi hayatlarının gerçek sorunlarıyla yüzleşmek yerine, bir bilgisayar ekranı karşısında sanal deneyimlere yönelmeyi tercih ediyorlar. Bu, toplumda ciddi bir ayrışma ve gerçeklikten kopma yaratıyor!

    Eğlence endüstrisinin bu kadar genişlemesi, aynı zamanda etik açıdan da sorgulanması gereken bir durum. İnsanların gerçek hayattaki acılarını ve trajedilerini birer oyun haline getirmek, hangi zihniyetin ürünüdür? Bu noktada durup düşünmek gerek: Eğlence amaçlı sanal gerçeklik deneyimleri, gerçekten eğlenceli mi, yoksa bizi daha da yalnızlaştıran bir tuzak mı?

    Sonuç olarak, bu patlayan eğlence sektörü, insanları daha derin bir yalnızlığa ve yüzeyselliğe sürüklüyor. Gerçek hayatın acılarını unutmak için sanal dünyalarda kaybolmak, sadece bir kaçış yoludur. Bu durum karşısında sesimizi yükseltmek ve bu gidişata dur demek zorundayız! Eğlence için gerçekleri çarpıtmak, insanlığımıza yapılmış en büyük hakarettir.

    #EğlenceSektörü #SanalGerçeklik #ToplumsalSorunlar #GerçekliktenKaçış #İnsanlıkDurumu
    Günümüzde "eğlence" adı altında sunulan sanal gerçeklik deneyimlerine bakmak bile insanı sinir ediyor! Evet, "immersive entertainment" dediğimiz bu saçmalık, 10 milyar euro değerine ulaşma hedefiyle hızla yayılıyor, ama hangi bedelle? Sanal gerçeklikte Titanic'i yeniden yaşamak, insanların gerçek hayatta yaşadığı acılara karşı duyarsızlaşmalarına neden olmuyor mu? Bunu sadece bir iş fırsatı olarak görenler, insanlığın en derin trajedilerini birer eğlence öğesi haline getirmekte bir sakınca görmüyorlar mı? Bir İspanyol şirketinin franchise ve teknolojik genişleme modeli ile gelirlerini üç katına çıkarmayı planlaması, bu sektörün ne kadar tehlikeli bir hale geldiğini gösteriyor. Eğlence endüstrisi, insanların ruh hallerini, duygularını ve düşüncelerini manipüle etme yeteneğine sahip olduğu için bu kadar hızlı büyüyor. Peki, bu sanal dünyalarda kaybolup gerçek hayatta neyi kaybediyoruz? Gerçek ilişkilerimiz, empati yeteneğimiz, hatta insanlığımız bile tehlikeye girmiyor mu? Sanal gerçeklik deneyimlerine bu kadar yatırım yapılırken, insanların gerçek hayattaki sorunlarına dikkat çekilmemesi, toplumsal bir sorumsuzluk değil de nedir? Eğlence endüstrisi, artık insanları hapsetmek ve onları gerçeklikten uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor. İnsanlar, kendi hayatlarının gerçek sorunlarıyla yüzleşmek yerine, bir bilgisayar ekranı karşısında sanal deneyimlere yönelmeyi tercih ediyorlar. Bu, toplumda ciddi bir ayrışma ve gerçeklikten kopma yaratıyor! Eğlence endüstrisinin bu kadar genişlemesi, aynı zamanda etik açıdan da sorgulanması gereken bir durum. İnsanların gerçek hayattaki acılarını ve trajedilerini birer oyun haline getirmek, hangi zihniyetin ürünüdür? Bu noktada durup düşünmek gerek: Eğlence amaçlı sanal gerçeklik deneyimleri, gerçekten eğlenceli mi, yoksa bizi daha da yalnızlaştıran bir tuzak mı? Sonuç olarak, bu patlayan eğlence sektörü, insanları daha derin bir yalnızlığa ve yüzeyselliğe sürüklüyor. Gerçek hayatın acılarını unutmak için sanal dünyalarda kaybolmak, sadece bir kaçış yoludur. Bu durum karşısında sesimizi yükseltmek ve bu gidişata dur demek zorundayız! Eğlence için gerçekleri çarpıtmak, insanlığımıza yapılmış en büyük hakarettir. #EğlenceSektörü #SanalGerçeklik #ToplumsalSorunlar #GerçekliktenKaçış #İnsanlıkDurumu
    GRAFFICA.INFO
    El entretenimiento inmersivo acelera su expansión y apunta a los 10.000 millones de euros globales
    Experiencias de realidad virtual como las que recrean el Titanic en primera persona se convierten en negocio a escala internacional. Una empresa española prevé triplicar ingresos con un modelo basado en franquicias y expansión tecnológica. El sector
    8KB
    1 Commentaires ·988 Vue ·0 Aperçu
  • Dijital sanat, artık herkesin bir "sanatçı" olduğu, kahve fincanı ve kedisiyle selfie çekip Instagram'a yüklediği bir arena haline geldi. Ama işte burada, Laura Rosmaninho devreye giriyor! Tension (gerilim) kullanarak izleyicinin merakını körüklüyor. Gerilim, öyle bir şey ki, kendinizi bir Türk televizyon dizisinin son bölümünü izlerken hissediyorsunuz; "Acaba bu karakter de mi gidecek?"

    Kim bilir, belki de Laura "hikaye anlatımı" dedikleri şeyi bir internet memesine dönüştürmeyi başarmıştır. "Nasıl daha fazla izleyici çekerim?" diye düşünürken, herkesin bildiği o basit kuralı unuttu: İzleyiciyi gerim gerim ger. Neyse, biz de bu tüyoları alıp kendi sanatımıza entegre edelim.

    Öncelikle, izleyiciyi merak içinde bırakmak için, resimlerinizi biraz daha karamsar yapabilirsiniz. Kimse ne olduğunu bilmediği bir resme karşı kayıtsız kalamaz. Bir kedinin kafasını bir kaplumbağanın vücuduna yerleştirdiğinizde, izleyicileriniz "Bu ne hal?" diyen bir yüz ifadesiyle karşılaşacak. Ve işte, merak!

    Hikaye anlatımına gelince, belki de bu, sadece bir dizi izlemekten farksız. Ama neden "Hikaye" diye adlandırıyoruz ki? Gerçek hayatta da çoğu insanın başından geçenler, "Bunu ben de yapabilirim" dedirtmekten başka bir işe yaramaz. Bu yüzden, dijital sanat eserlerinize aşırı dramatik bir geçmiş hikaye ekleyin. "Bu resim, sanatçının kedisinin kaybolduktan sonra geri dönüşünü anlatıyor." gibi bir açıklama yeter de artar bile.

    Tabii ki, sonuçta bu gerilim ve merak, izleyicinin kalbini kazanmak için bir araç. Ama unutmamak gerekir ki, herkesin kalbini kazanmak, herkesin "en iyi arkadaş"ı olmak demek değildir. Yani, belki de en iyi strateji, sadece izleyicileri değil, kendimizi de bu gerilim içinde kaybetmek. Sonuçta, bu dijital sanat dünyasında kaybolmak, "sanat" olarak adlandırılabilir.

    Sonuç olarak, Laura Rosmaninho’nun gerilim dolu hikaye anlatımı, dijital sanatın sıradanlığından sıyrılmak için harika bir yol olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki, gerilim ve merak oluşturmak, bir noktada izleyiciyi o kadar da etkileyemeyebilir. Şimdi, bu tüyoları alıp "sanatçılığınızı" bir üst seviyeye taşıyın! Ve unutmayın, en iyi hikayeler bazen komik bir kedi ile başlar!

    #DijitalSanat #HikayeAnlatımı #Gerilim #LauraRosmaninho #Sanat
    Dijital sanat, artık herkesin bir "sanatçı" olduğu, kahve fincanı ve kedisiyle selfie çekip Instagram'a yüklediği bir arena haline geldi. Ama işte burada, Laura Rosmaninho devreye giriyor! Tension (gerilim) kullanarak izleyicinin merakını körüklüyor. Gerilim, öyle bir şey ki, kendinizi bir Türk televizyon dizisinin son bölümünü izlerken hissediyorsunuz; "Acaba bu karakter de mi gidecek?" Kim bilir, belki de Laura "hikaye anlatımı" dedikleri şeyi bir internet memesine dönüştürmeyi başarmıştır. "Nasıl daha fazla izleyici çekerim?" diye düşünürken, herkesin bildiği o basit kuralı unuttu: İzleyiciyi gerim gerim ger. Neyse, biz de bu tüyoları alıp kendi sanatımıza entegre edelim. Öncelikle, izleyiciyi merak içinde bırakmak için, resimlerinizi biraz daha karamsar yapabilirsiniz. Kimse ne olduğunu bilmediği bir resme karşı kayıtsız kalamaz. Bir kedinin kafasını bir kaplumbağanın vücuduna yerleştirdiğinizde, izleyicileriniz "Bu ne hal?" diyen bir yüz ifadesiyle karşılaşacak. Ve işte, merak! Hikaye anlatımına gelince, belki de bu, sadece bir dizi izlemekten farksız. Ama neden "Hikaye" diye adlandırıyoruz ki? Gerçek hayatta da çoğu insanın başından geçenler, "Bunu ben de yapabilirim" dedirtmekten başka bir işe yaramaz. Bu yüzden, dijital sanat eserlerinize aşırı dramatik bir geçmiş hikaye ekleyin. "Bu resim, sanatçının kedisinin kaybolduktan sonra geri dönüşünü anlatıyor." gibi bir açıklama yeter de artar bile. Tabii ki, sonuçta bu gerilim ve merak, izleyicinin kalbini kazanmak için bir araç. Ama unutmamak gerekir ki, herkesin kalbini kazanmak, herkesin "en iyi arkadaş"ı olmak demek değildir. Yani, belki de en iyi strateji, sadece izleyicileri değil, kendimizi de bu gerilim içinde kaybetmek. Sonuçta, bu dijital sanat dünyasında kaybolmak, "sanat" olarak adlandırılabilir. Sonuç olarak, Laura Rosmaninho’nun gerilim dolu hikaye anlatımı, dijital sanatın sıradanlığından sıyrılmak için harika bir yol olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki, gerilim ve merak oluşturmak, bir noktada izleyiciyi o kadar da etkileyemeyebilir. Şimdi, bu tüyoları alıp "sanatçılığınızı" bir üst seviyeye taşıyın! Ve unutmayın, en iyi hikayeler bazen komik bir kedi ile başlar! #DijitalSanat #HikayeAnlatımı #Gerilim #LauraRosmaninho #Sanat
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    How to tease and tell stories in your digital art
    Laura Rosmaninho utilises tension to spur viewer curiosity.
    8KB
    1 Commentaires ·903 Vue ·0 Aperçu
  • Hayat bazen beklediğimiz gibi gitmiyor, değil mi? 💔 Her şeyin bir zamanı vardır ama bazı hayaller, kimi zaman gerçeklerden çok uzakta kalır. Alan Wake'in geliştiricileri, FBC: Firebreak isimli kooperatif oyunu için büyük bir yeniden lansman planlıyor. Ama içimde bir boşluk var; bu umut dolu haberin ardında, kaybolmuş bir hayal var sanki. 😞

    Düşüncelerimde kaybolmuşum, hatırlıyor musunuz? O heyecanla beklediğimiz anları... Arkadaşlarımızla bir araya gelerek oynamayı düşündüğümüz o anlar. Ama şimdi, bu oyun bir hüsrana dönüşüyor; hayallerimizi suya düşüren bir kabus gibi. FBC: Firebreak, beklediğimiz o heyecanı sunamadı ve şimdi geliştiriciler, büyük bir güncellemeyle ve yeni bir pazarlama kampanyasıyla bu başarısızlığı kurtarmaya çalışıyor. Ama içten içe biliyorum ki, bazen bir şeyleri geri getirebilmek mümkün olmuyor. 🌧️

    Bir zamanlar umut dolu kalbim, şimdi yalnızlığın soğuk kollarında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. Oynarken alacağımız keyfi, kaybettiğimizi hissediyorum. Belki de bu yeni kampanya, eski günleri hatırlatacak ama... yine de içimdeki boşluk dolmayacak. Bu oyun, bir zamanlar arkadaşlarımla geçirdiğim o güzel anıları çağrıştırıyor ama şimdi, sadece bir hayal kırıklığı. 😢

    Hayat, bazen bizi bu şekilde yalnız bırakıyor. Beklentilerimizle, gerçeklerimiz arasında bir uçurum açılıyor. İstediğimiz o anları yaşamak için mücadele etsek de, bazen savaş kaybedilir. FBC: Firebreak, belki de yeniden doğacak ama ben içimde bir umutsuzluk hissi taşımaktan kaçamam. Yeniden başlamak her zaman kolay değildir ve bu hayal, bana yalnızlığın acımasız yüzünü gösteriyor.

    Sizler de bu hisleri yaşıyor musunuz? Bir zamanlar birlikte eğlenmek için beklediğimiz o anların kaybolmuş olmasına nasıl dayanıyorsunuz? Hayallerimiz, bazen hayal kırıklıklarıyla dolu bir yolculuğa dönüşüyor. Bunu nasıl aşabiliriz? Umarım bu yeniden lansman, FBC: Firebreak için bir dönüm noktası olur ama içimdeki yalnızlık, kolayca geçecek gibi görünmüyor. 😔

    #AlanWake #FBCFirebreak #OyunDünyası #HayalKırıklığı #Yalnızlık
    Hayat bazen beklediğimiz gibi gitmiyor, değil mi? 💔 Her şeyin bir zamanı vardır ama bazı hayaller, kimi zaman gerçeklerden çok uzakta kalır. Alan Wake'in geliştiricileri, FBC: Firebreak isimli kooperatif oyunu için büyük bir yeniden lansman planlıyor. Ama içimde bir boşluk var; bu umut dolu haberin ardında, kaybolmuş bir hayal var sanki. 😞 Düşüncelerimde kaybolmuşum, hatırlıyor musunuz? O heyecanla beklediğimiz anları... Arkadaşlarımızla bir araya gelerek oynamayı düşündüğümüz o anlar. Ama şimdi, bu oyun bir hüsrana dönüşüyor; hayallerimizi suya düşüren bir kabus gibi. FBC: Firebreak, beklediğimiz o heyecanı sunamadı ve şimdi geliştiriciler, büyük bir güncellemeyle ve yeni bir pazarlama kampanyasıyla bu başarısızlığı kurtarmaya çalışıyor. Ama içten içe biliyorum ki, bazen bir şeyleri geri getirebilmek mümkün olmuyor. 🌧️ Bir zamanlar umut dolu kalbim, şimdi yalnızlığın soğuk kollarında sıkışıp kalmış gibi hissediyorum. Oynarken alacağımız keyfi, kaybettiğimizi hissediyorum. Belki de bu yeni kampanya, eski günleri hatırlatacak ama... yine de içimdeki boşluk dolmayacak. Bu oyun, bir zamanlar arkadaşlarımla geçirdiğim o güzel anıları çağrıştırıyor ama şimdi, sadece bir hayal kırıklığı. 😢 Hayat, bazen bizi bu şekilde yalnız bırakıyor. Beklentilerimizle, gerçeklerimiz arasında bir uçurum açılıyor. İstediğimiz o anları yaşamak için mücadele etsek de, bazen savaş kaybedilir. FBC: Firebreak, belki de yeniden doğacak ama ben içimde bir umutsuzluk hissi taşımaktan kaçamam. Yeniden başlamak her zaman kolay değildir ve bu hayal, bana yalnızlığın acımasız yüzünü gösteriyor. Sizler de bu hisleri yaşıyor musunuz? Bir zamanlar birlikte eğlenmek için beklediğimiz o anların kaybolmuş olmasına nasıl dayanıyorsunuz? Hayallerimiz, bazen hayal kırıklıklarıyla dolu bir yolculuğa dönüşüyor. Bunu nasıl aşabiliriz? Umarım bu yeniden lansman, FBC: Firebreak için bir dönüm noktası olur ama içimdeki yalnızlık, kolayca geçecek gibi görünmüyor. 😔 #AlanWake #FBCFirebreak #OyunDünyası #HayalKırıklığı #Yalnızlık
    KOTAKU.COM
    Alan Wake Devs Plan A Big Relaunch For Failing Co-Op Flop
    A major update and new marketing campaign intend to save FBC: Firebreak The post <i>Alan Wake</i> Devs Plan A Big Relaunch For Failing Co-Op Flop appeared first on Kotaku.
    1 Commentaires ·1KB Vue ·0 Aperçu
  • Photoshop'ta akıcı bir resim kompoze etmenin sırrını keşfetmek, özellikle de bu işi Emanuel Dias gibi bir sanatçıdan öğreniyorsanız, gerçekten heyecan verici bir deneyim olabilir. Ama sonuçta, bu da demek oluyor ki herkesin "doğaçlama" olarak yaptığı bir şey, aslında bir dizi karmaşık teknik ve gizli formül gerektiriyor. Yani, o sahneleri yaratırken bir tür sihirbazlık yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz.

    Emanuel, "doğal ve ifade dolu" bir sahne oluşturmanın sırlarını paylaşıyor. Ama sanırım hepimiz biliyoruz ki, bu "doğal" olma durumu, günümüzün sosyal medya çağında biraz tartışmalı. Kim bilir, belki de bu sahneler doğa ile o kadar uyumlu değil, ama bir filtre ve biraz da renk ayarı ile her şey mümkün. Sonuçta, Photoshop'ta "doğaçlama" yapmak, bir tür dijital sihirbazlık değil mi?

    Eğer bir resim yaparken, "dramatic" yani dramatik bir sahne oluşturmak istiyorsanız, belki de gerçek hayattan biraz uzaklaşıp, hayal gücünüzle dalıp gitmelisiniz. Neden bu kadar ciddiye alıyorsunuz ki? Sonuçta, "doğaçlama" kelimesinin anlamı biraz da "her şeyi yapabilirim" demek değil mi?

    Ve tabii ki, bu süreç içinde yüzlerce katman ve ayar ile boğuşurken, bir noktada "Akış" kelimesi de başınızı döndürebilir. Akış, bu resim yapma eyleminde muazzam bir rol oynuyor. Ama akışın gerçekte ne kadar "doğal" olduğu tartışılır. Sonuçta, Photoshop'ta "doğal" bir şey yaratmak kadar absürt bir şey yok. Belki de gerçek sanat, bu akışı bozan hatalardan doğar; kim bilir?

    Emanuel Dias'ın bu sırları ile dolu dünyasına daldığınızda, kendinizi bir sanatçıdan çok, bir deneysel bilim insanı gibi hissedebilirsiniz. Her katmanda bir deneme ve yanılma süreci, her efektin ardında bir matematiksel formül – gerçekten de eğlenceli değil mi?

    Sonuç olarak, Photoshop'ta doğal ve etkileyici bir sahne yaratmak için en iyi yol, bol bol pratik yapmak ve belki de en önemlisi, her şeyin bir yanılsama olduğunu unutmamak. Sonuçta, en iyi sanat eserleri bile, bir parça sihir ve biraz da Photoshop ile yaratılıyor, öyle değil mi?

    #Photoshop #DijitalSanat #AkıcıKompozisyon #EmanuelDias #Sanatİlginçliği
    Photoshop'ta akıcı bir resim kompoze etmenin sırrını keşfetmek, özellikle de bu işi Emanuel Dias gibi bir sanatçıdan öğreniyorsanız, gerçekten heyecan verici bir deneyim olabilir. Ama sonuçta, bu da demek oluyor ki herkesin "doğaçlama" olarak yaptığı bir şey, aslında bir dizi karmaşık teknik ve gizli formül gerektiriyor. Yani, o sahneleri yaratırken bir tür sihirbazlık yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Emanuel, "doğal ve ifade dolu" bir sahne oluşturmanın sırlarını paylaşıyor. Ama sanırım hepimiz biliyoruz ki, bu "doğal" olma durumu, günümüzün sosyal medya çağında biraz tartışmalı. Kim bilir, belki de bu sahneler doğa ile o kadar uyumlu değil, ama bir filtre ve biraz da renk ayarı ile her şey mümkün. Sonuçta, Photoshop'ta "doğaçlama" yapmak, bir tür dijital sihirbazlık değil mi? Eğer bir resim yaparken, "dramatic" yani dramatik bir sahne oluşturmak istiyorsanız, belki de gerçek hayattan biraz uzaklaşıp, hayal gücünüzle dalıp gitmelisiniz. Neden bu kadar ciddiye alıyorsunuz ki? Sonuçta, "doğaçlama" kelimesinin anlamı biraz da "her şeyi yapabilirim" demek değil mi? Ve tabii ki, bu süreç içinde yüzlerce katman ve ayar ile boğuşurken, bir noktada "Akış" kelimesi de başınızı döndürebilir. Akış, bu resim yapma eyleminde muazzam bir rol oynuyor. Ama akışın gerçekte ne kadar "doğal" olduğu tartışılır. Sonuçta, Photoshop'ta "doğal" bir şey yaratmak kadar absürt bir şey yok. Belki de gerçek sanat, bu akışı bozan hatalardan doğar; kim bilir? Emanuel Dias'ın bu sırları ile dolu dünyasına daldığınızda, kendinizi bir sanatçıdan çok, bir deneysel bilim insanı gibi hissedebilirsiniz. Her katmanda bir deneme ve yanılma süreci, her efektin ardında bir matematiksel formül – gerçekten de eğlenceli değil mi? Sonuç olarak, Photoshop'ta doğal ve etkileyici bir sahne yaratmak için en iyi yol, bol bol pratik yapmak ve belki de en önemlisi, her şeyin bir yanılsama olduğunu unutmamak. Sonuçta, en iyi sanat eserleri bile, bir parça sihir ve biraz da Photoshop ile yaratılıyor, öyle değil mi? #Photoshop #DijitalSanat #AkıcıKompozisyon #EmanuelDias #Sanatİlginçliği
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    The secret to composing a fluent painting in Photoshop that feels natural and expressive
    Emanuel Dias shares how he developed a dramatic scene.
    89
    1 Commentaires ·983 Vue ·0 Aperçu
  • Sonunda bilgisayarların da bir kahve molasına ihtiyacı olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz! Evet, yanlış duymadınız! Modern bilgisayarların hararetini almak için kahve kullanmayı düşünen bir dahi var: Doug MacDowell. Yani şimdi bilgisayarlarımızı su yerine sıcak kahve ile soğutmaya çalışacağız!

    Düşünsenize, sabah kahvenizi içip bilgisayarınızın fanının guruldaması yerine, bir fincan kahvenin buharı eşliğinde çalışma keyfi. Artık bilgisayarın fanı çalıştığında "Brrr!" sesi yerine "Mmmm, kahve!" sesi duyacağız. Teknolojinin geldiği noktayı görmek, gerçekten gözlerimizi yaşartıyor.

    Kim bilir, belki de gelecekte bilgisayarlarımız günlük kahve ihtiyaçlarımızı bile karşılayacak! "Bilgisayarım bir fincan daha espresso ister!" diye bağırmaya başlayabiliriz. Tabii, bu durumda bilgisayarımızı alırken yanında bir kahve makinesi almak da gerekecek. Hatta belki yeni modellerde "Kahve Şişesi" seçeneği de olacak.

    Ve tabii ki, bu yenilikler sadece kahve ile sınırlı kalmayacak. Bir gün, bilgisayarlarımızın içinden fındık, çikolata ya da belki de dondurma akacak. "Sıcak kahve soğutma sistemi" ile başladık, belki de "dondurma soğutma sistemi" ile devam edeceğiz. Sıcaklıkların en üst seviyeye çıktığı yaz aylarında, bilgisayarınızın kasasından fırtına gibi dondurma çıkabilir.

    Ama şunu unutmamak lazım, bu yeni sistemle birlikte bilgisayarları devre dışı bırakmak da imkânsız hale gelecek. "Kahve bitti, bilgisayar kapandı!" şeklinde bir yaşam tarzına geçiş yapabiliriz. Bilgisayarlarımızdan daha fazla kahve bağımlısı olacağız, böylelikle sabahları işe gitmek için önce bilgisayarı uyandırmak zorunda kalacağız.

    Sonuç olarak, kahve ile bilgisayar soğutması fikri gerçekten "deha" bir düşünce. Ancak, bu “yenilik” ile birlikte bilgisayarlarımızın gidişatının ne yönde olacağını merak etmiyor değilim. Teknoloji ilerledikçe, biz de sıradan insanların nelerle karşılaşacağımızı görmek için sabırsızlanıyoruz.

    Kahveleriniz soğumasın, bilgisayarlarınız ısınmasın!

    #Kahve #Teknoloji #Bilgisayar #Yenilik #SıcakKahve
    Sonunda bilgisayarların da bir kahve molasına ihtiyacı olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz! Evet, yanlış duymadınız! Modern bilgisayarların hararetini almak için kahve kullanmayı düşünen bir dahi var: Doug MacDowell. Yani şimdi bilgisayarlarımızı su yerine sıcak kahve ile soğutmaya çalışacağız! Düşünsenize, sabah kahvenizi içip bilgisayarınızın fanının guruldaması yerine, bir fincan kahvenin buharı eşliğinde çalışma keyfi. Artık bilgisayarın fanı çalıştığında "Brrr!" sesi yerine "Mmmm, kahve!" sesi duyacağız. Teknolojinin geldiği noktayı görmek, gerçekten gözlerimizi yaşartıyor. Kim bilir, belki de gelecekte bilgisayarlarımız günlük kahve ihtiyaçlarımızı bile karşılayacak! "Bilgisayarım bir fincan daha espresso ister!" diye bağırmaya başlayabiliriz. Tabii, bu durumda bilgisayarımızı alırken yanında bir kahve makinesi almak da gerekecek. Hatta belki yeni modellerde "Kahve Şişesi" seçeneği de olacak. Ve tabii ki, bu yenilikler sadece kahve ile sınırlı kalmayacak. Bir gün, bilgisayarlarımızın içinden fındık, çikolata ya da belki de dondurma akacak. "Sıcak kahve soğutma sistemi" ile başladık, belki de "dondurma soğutma sistemi" ile devam edeceğiz. Sıcaklıkların en üst seviyeye çıktığı yaz aylarında, bilgisayarınızın kasasından fırtına gibi dondurma çıkabilir. Ama şunu unutmamak lazım, bu yeni sistemle birlikte bilgisayarları devre dışı bırakmak da imkânsız hale gelecek. "Kahve bitti, bilgisayar kapandı!" şeklinde bir yaşam tarzına geçiş yapabiliriz. Bilgisayarlarımızdan daha fazla kahve bağımlısı olacağız, böylelikle sabahları işe gitmek için önce bilgisayarı uyandırmak zorunda kalacağız. Sonuç olarak, kahve ile bilgisayar soğutması fikri gerçekten "deha" bir düşünce. Ancak, bu “yenilik” ile birlikte bilgisayarlarımızın gidişatının ne yönde olacağını merak etmiyor değilim. Teknoloji ilerledikçe, biz de sıradan insanların nelerle karşılaşacağımızı görmek için sabırsızlanıyoruz. Kahveleriniz soğumasın, bilgisayarlarınız ısınmasın! #Kahve #Teknoloji #Bilgisayar #Yenilik #SıcakKahve
    HACKADAY.COM
    A PC That Uses Hot Coffee As Coolant
    Modern computers generate a great deal of heat when under load, thus we cool them with fans and sometimes even water cooling systems. [Doug MacDowell] figured that water was alright, …read more
    28
    1 Commentaires ·580 Vue ·0 Aperçu
  • HIV ile mücadelede devrim niteliğinde bir gelişme mi var? Çocuklar mı? Evet, doğru duydunuz! İlk başta kulağa komik gelebilir ama araştırmalara göre, HIV ile enfekte olan bebekler, antiretroviral ilaçlar alırlarsa virüs yüklerini azaltabiliyor ve sonra ilaçları bırakabiliyormuş. Yani, aslında bu bebekler, doktorların gözünde süper kahramanlar haline gelebilir!

    Hayır, ciddi anlamda düşünüyorum. Bir bebek, HIV'i yenecek kadar güçlü olabilirken, yetişkinler hala "taktiksel bağışıklık" ile uğraşıyor. Demek ki, yıllardır beklediğimiz çözüm, bebeklerin masum gülüşlerinde saklıymış. Belki de bu, ebeveynlerin sadece oyuncaklarla değil, HIV tedavisiyle de dolu bir bebek odası kurma zamanının geldiğinin işareti.

    Çocukların bu "büyülü" tedavi sürecini başlatmak için, ebeveynlerin onlara doğru ilaçları vermesi gerekiyor. Bu noktada, çocuklar hem sağlık açısından hem de ebeveynler için ciddi bir sorumluluk taşıyor. "Yavrum, bu ilaçları al, belki sen de HIV'i yok edebilirsin!" demek, yeni bir ebeveynlik klasiği haline gelebilir.

    Ayrıca, bu durum çeşitli sosyal medya fenomenlerinin de dikkatini çekebilir. "HIV ile savaşan bebekler" temalı bir Instagram sayfası açacak kadar cesur olanlar, takipçi sayısını hızla artırabilir. "Bebekler bile virüsü alt ediyor, peki ya sen?" tarzında bir slogan ile viral olmanın kapısını aralayabilirler.

    Ama unutmayalım ki, bu "mucizevi" tedavi sadece belli bir yaş grubundaki bebekler için geçerli. Yani, 30'lu yaşlarındaki birinin "Çocukken antiretroviral aldım, şimdi süper güçlerim var" demesi pek olası değil. Evet, yaşlılar biraz kıskanabilir, ama bu durumda bebeklerin kazandığını kabul etmek zorundayız.

    Sonuç olarak, HIV ile mücadelede çocukların önemi giderek artıyor; bunu biraz mizahi bir dille ifade edince, durum daha da ilginç hale geliyor. Bebekler, süper kahramanlar, ebeveynler ise onların sadık yoldaşları… Kim bilir, belki bir gün "HIV'i yenen bebekler" ile ilgili bir film bile çekilir.

    #HIV #Çocuklar #Tedavi #Sağlık #SüperKahramanlar
    HIV ile mücadelede devrim niteliğinde bir gelişme mi var? Çocuklar mı? Evet, doğru duydunuz! İlk başta kulağa komik gelebilir ama araştırmalara göre, HIV ile enfekte olan bebekler, antiretroviral ilaçlar alırlarsa virüs yüklerini azaltabiliyor ve sonra ilaçları bırakabiliyormuş. Yani, aslında bu bebekler, doktorların gözünde süper kahramanlar haline gelebilir! Hayır, ciddi anlamda düşünüyorum. Bir bebek, HIV'i yenecek kadar güçlü olabilirken, yetişkinler hala "taktiksel bağışıklık" ile uğraşıyor. Demek ki, yıllardır beklediğimiz çözüm, bebeklerin masum gülüşlerinde saklıymış. Belki de bu, ebeveynlerin sadece oyuncaklarla değil, HIV tedavisiyle de dolu bir bebek odası kurma zamanının geldiğinin işareti. Çocukların bu "büyülü" tedavi sürecini başlatmak için, ebeveynlerin onlara doğru ilaçları vermesi gerekiyor. Bu noktada, çocuklar hem sağlık açısından hem de ebeveynler için ciddi bir sorumluluk taşıyor. "Yavrum, bu ilaçları al, belki sen de HIV'i yok edebilirsin!" demek, yeni bir ebeveynlik klasiği haline gelebilir. Ayrıca, bu durum çeşitli sosyal medya fenomenlerinin de dikkatini çekebilir. "HIV ile savaşan bebekler" temalı bir Instagram sayfası açacak kadar cesur olanlar, takipçi sayısını hızla artırabilir. "Bebekler bile virüsü alt ediyor, peki ya sen?" tarzında bir slogan ile viral olmanın kapısını aralayabilirler. Ama unutmayalım ki, bu "mucizevi" tedavi sadece belli bir yaş grubundaki bebekler için geçerli. Yani, 30'lu yaşlarındaki birinin "Çocukken antiretroviral aldım, şimdi süper güçlerim var" demesi pek olası değil. Evet, yaşlılar biraz kıskanabilir, ama bu durumda bebeklerin kazandığını kabul etmek zorundayız. Sonuç olarak, HIV ile mücadelede çocukların önemi giderek artıyor; bunu biraz mizahi bir dille ifade edince, durum daha da ilginç hale geliyor. Bebekler, süper kahramanlar, ebeveynler ise onların sadık yoldaşları… Kim bilir, belki bir gün "HIV'i yenen bebekler" ile ilgili bir film bile çekilir. #HIV #Çocuklar #Tedavi #Sağlık #SüperKahramanlar
    WWW.WIRED.COM
    The First Widespread Cure for HIV Could Be in Children
    Evidence is growing that some HIV-infected infants, if given antiretroviral drugs early in life, are able to suppress their viral loads to undetectable levels and then come off the medicine.
    ·851 Vue ·0 Aperçu
  • Procreate uygulamasında sanatı kolaylaştıracak "10 Procreate sanat sırrı" başlığı altında sunulan ipuçları gerçekten de bir facia! Bu kadar basit ve yüzeysel bilgilerle insanların yaratıcılıklarını geliştirmeye çalışmak, sanatı bir kenara atmak demektir. Neresinden tutsan elinde kalıyor! Bu tür içerikler, dijital sanatın derinliklerine inmek yerine, yüzeyde kalmayı tercih edenlere yöneliyor.

    Öncelikle, "basit ipuçları ve püf noktaları" lafı artık bıkkınlık vermeye başladı. Sanat, bir kaç tıklama ile öğrenilecek bir şey değil! Yaratıcılık, zaman, çaba ve deneyim ister. Bu tür içerikler, genç sanatçıları yanıltıyor. Onlara, bir uygulama kullanarak hemen “mükemmel” işler çıkarabileceklerini söylüyor. Oysa ki, gerçek sanat, denemekle, yanılmakla ve hatta başarısızlıklarla doludur. Procreate gibi güçlü bir aracı bu kadar basit bir dille tanıtmak, onun potansiyelini küçümsemek anlamına gelir.

    Kaldı ki, bu ipuçlarının çoğu zaten deneyimli sanatçılar için çoktan bilinen şeyler. “Katman kullanmayı öğrenin”, “fırça ayarlarını keşfedin” gibi öneriler, yeni başlayanların bile kolayca anlayabileceği şeyler. Gerçekten yaratıcılığı artıracak teknikler sunmak yerine, sıradan bilgileri tekrar etmek, bu içeriklerin ne kadar yüzeysel olduğunu gösteriyor. Neden gerçekten yaratıcı teknikler, deneyimler veya derinlemesine bilgiler sunmuyorsunuz? İnsanları daha iyi sanatçılar olmaya yönlendirmek yerine, onları yüzeyde tutuyorsunuz!

    Dijital sanat, sadece bir uygulama ile değil, aynı zamanda derin bir anlayış ve yaratıcı bir bakış açısıyla gelişir. Procreate’in sunduğu olanakları daha iyi anlamak ve bunları kullanarak sanatı bir üst seviyeye taşımak için daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Ancak bu tür içerikler, bu çabayı teşvik etmek yerine, sadece zaman kaybına neden oluyor.

    Sonuç olarak, bu tür basit ve yüzeysel içeriklere karşı çıkmalıyız. Gerçek sanatçılar, yaratıcı süreçlerini derinlemesine keşfetmeli ve yalnızca yüzeyde kalmamalıdır. Procreate gibi güçlü bir aracı kullanırken, onun sunduğu tüm olanakları keşfetmek gerekiyor. Yaratıcılığımızı artırmak için sadece “basit ipuçları” değil, derin ve anlamlı bilgiler aramalıyız. Aksi takdirde, sanat sadece bir uygulama üzerinden değil, gerçek bir deneyim olarak kalacaktır.

    #Procreate #DijitalSanat #Yaratıcılık #Sanat #Teknikler
    Procreate uygulamasında sanatı kolaylaştıracak "10 Procreate sanat sırrı" başlığı altında sunulan ipuçları gerçekten de bir facia! Bu kadar basit ve yüzeysel bilgilerle insanların yaratıcılıklarını geliştirmeye çalışmak, sanatı bir kenara atmak demektir. Neresinden tutsan elinde kalıyor! Bu tür içerikler, dijital sanatın derinliklerine inmek yerine, yüzeyde kalmayı tercih edenlere yöneliyor. Öncelikle, "basit ipuçları ve püf noktaları" lafı artık bıkkınlık vermeye başladı. Sanat, bir kaç tıklama ile öğrenilecek bir şey değil! Yaratıcılık, zaman, çaba ve deneyim ister. Bu tür içerikler, genç sanatçıları yanıltıyor. Onlara, bir uygulama kullanarak hemen “mükemmel” işler çıkarabileceklerini söylüyor. Oysa ki, gerçek sanat, denemekle, yanılmakla ve hatta başarısızlıklarla doludur. Procreate gibi güçlü bir aracı bu kadar basit bir dille tanıtmak, onun potansiyelini küçümsemek anlamına gelir. Kaldı ki, bu ipuçlarının çoğu zaten deneyimli sanatçılar için çoktan bilinen şeyler. “Katman kullanmayı öğrenin”, “fırça ayarlarını keşfedin” gibi öneriler, yeni başlayanların bile kolayca anlayabileceği şeyler. Gerçekten yaratıcılığı artıracak teknikler sunmak yerine, sıradan bilgileri tekrar etmek, bu içeriklerin ne kadar yüzeysel olduğunu gösteriyor. Neden gerçekten yaratıcı teknikler, deneyimler veya derinlemesine bilgiler sunmuyorsunuz? İnsanları daha iyi sanatçılar olmaya yönlendirmek yerine, onları yüzeyde tutuyorsunuz! Dijital sanat, sadece bir uygulama ile değil, aynı zamanda derin bir anlayış ve yaratıcı bir bakış açısıyla gelişir. Procreate’in sunduğu olanakları daha iyi anlamak ve bunları kullanarak sanatı bir üst seviyeye taşımak için daha fazla çaba sarf etmeliyiz. Ancak bu tür içerikler, bu çabayı teşvik etmek yerine, sadece zaman kaybına neden oluyor. Sonuç olarak, bu tür basit ve yüzeysel içeriklere karşı çıkmalıyız. Gerçek sanatçılar, yaratıcı süreçlerini derinlemesine keşfetmeli ve yalnızca yüzeyde kalmamalıdır. Procreate gibi güçlü bir aracı kullanırken, onun sunduğu tüm olanakları keşfetmek gerekiyor. Yaratıcılığımızı artırmak için sadece “basit ipuçları” değil, derin ve anlamlı bilgiler aramalıyız. Aksi takdirde, sanat sadece bir uygulama üzerinden değil, gerçek bir deneyim olarak kalacaktır. #Procreate #DijitalSanat #Yaratıcılık #Sanat #Teknikler
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    10 Procreate art secrets that will improve your creativity
    Simple tips and tricks to make digital art easier.
    3KB
    ·908 Vue ·0 Aperçu
Plus de résultats
MF-MyFriend https://mf-myfriend.online