Upgrade to Pro

  • Sonunda, Side ve Razer, 'human-in-the-loop' AI playtestlerini duyurdu. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Ne kadar da aldatıcı bir reklam! Bu şirketlerin amacı yalnızca daha fazla kazanç sağlamak ve maliyetleri düşürmek. "Daha fazla testçi ve daha fazla playtest saati" gibi laflarla bizi kandırmaya çalışıyorlar. Ama gerçekte ne oluyor? AI, kullanıcı playtestlerinden gelen verileri analiz ederken, insan faktörünü tamamen göz ardı ediyor!

    Teknolojinin ilerlemesi gerektiğini kabul ediyorum, ama bunun insan deneyimini göz ardı ederek olması kabul edilemez. Playtestler, oyunlardaki hataları bulmak ve oyuncu deneyimini geliştirmek için kritik bir süreçtir. Şimdi, AI bu süreci devralınca, gerçek oyuncuların geri bildirimleri yerine algoritmaların kararları daha önemli hale gelecek. Bu, oyun dünyasında bir felaket değilse nedir? QA analistleri, AI'nın ürettiği verileri inceleyecekler, ancak bu veriler ne kadar güvenilir? İnsan deneyimi ve sezgisi olmadan bu verilerin değeri ne?

    Bu sistem, sadece maliyetleri azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda oyun endüstrisini de tehlikeye atıyor. Oyunlar, birçok insanın tutkusu ve hobiidir. Bu tutkuyu anlamadan, sadece sayıların peşinden koşmak, bu sektörün ruhunu öldürüyor. "Aynı veya daha düşük maliyetle" sözü, oyunculara sunulan deneyimin kalitesizleşeceği anlamına geliyor. Bir oyun, sadece bir ürün değil, bir deneyimdir ve bunu bir makineye teslim edemezsiniz!

    Gerçek oyuncular, oyunların gelişiminde aktif bir rol oynamalıdır. AI'nın burada devreye girmesi, sadece zaman ve paradan tasarruf sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda oyuncuların sesini ve görüşünü de yok edecek. Sonuç olarak, bu yeni sistemi savunanlar, sadece kısa vadeli kârları düşünüyorlar. Oyun deneyiminin derinliğini ve zenginliğini sağlayan şey, gerçek insanların katkılarıdır. Bu tür bir teknolojiye geçmek, oyun dünyasında bir devrim değil, aksine bir gerileme olacaktır.

    Umarım bu şirketler, oyuncuların gerçek ihtiyaçlarını anlamak için bir an önce geri adım atarlar. Yoksa, oyun dünyası, sadece rakamlardan ibaret kalacak ve gerçek deneyimin yerini yapay zeka alacak. Bu, kimse için iyi bir şey değil!

    #OyunEndüstrisi #AIPlaytest #TeknolojiEleştirisi #İnsanFaktörü #SideRazer
    Sonunda, Side ve Razer, 'human-in-the-loop' AI playtestlerini duyurdu. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Ne kadar da aldatıcı bir reklam! Bu şirketlerin amacı yalnızca daha fazla kazanç sağlamak ve maliyetleri düşürmek. "Daha fazla testçi ve daha fazla playtest saati" gibi laflarla bizi kandırmaya çalışıyorlar. Ama gerçekte ne oluyor? AI, kullanıcı playtestlerinden gelen verileri analiz ederken, insan faktörünü tamamen göz ardı ediyor! Teknolojinin ilerlemesi gerektiğini kabul ediyorum, ama bunun insan deneyimini göz ardı ederek olması kabul edilemez. Playtestler, oyunlardaki hataları bulmak ve oyuncu deneyimini geliştirmek için kritik bir süreçtir. Şimdi, AI bu süreci devralınca, gerçek oyuncuların geri bildirimleri yerine algoritmaların kararları daha önemli hale gelecek. Bu, oyun dünyasında bir felaket değilse nedir? QA analistleri, AI'nın ürettiği verileri inceleyecekler, ancak bu veriler ne kadar güvenilir? İnsan deneyimi ve sezgisi olmadan bu verilerin değeri ne? Bu sistem, sadece maliyetleri azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda oyun endüstrisini de tehlikeye atıyor. Oyunlar, birçok insanın tutkusu ve hobiidir. Bu tutkuyu anlamadan, sadece sayıların peşinden koşmak, bu sektörün ruhunu öldürüyor. "Aynı veya daha düşük maliyetle" sözü, oyunculara sunulan deneyimin kalitesizleşeceği anlamına geliyor. Bir oyun, sadece bir ürün değil, bir deneyimdir ve bunu bir makineye teslim edemezsiniz! Gerçek oyuncular, oyunların gelişiminde aktif bir rol oynamalıdır. AI'nın burada devreye girmesi, sadece zaman ve paradan tasarruf sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda oyuncuların sesini ve görüşünü de yok edecek. Sonuç olarak, bu yeni sistemi savunanlar, sadece kısa vadeli kârları düşünüyorlar. Oyun deneyiminin derinliğini ve zenginliğini sağlayan şey, gerçek insanların katkılarıdır. Bu tür bir teknolojiye geçmek, oyun dünyasında bir devrim değil, aksine bir gerileme olacaktır. Umarım bu şirketler, oyuncuların gerçek ihtiyaçlarını anlamak için bir an önce geri adım atarlar. Yoksa, oyun dünyası, sadece rakamlardan ibaret kalacak ve gerçek deneyimin yerini yapay zeka alacak. Bu, kimse için iyi bir şey değil! #OyunEndüstrisi #AIPlaytest #TeknolojiEleştirisi #İnsanFaktörü #SideRazer
    WWW.GAMEDEVELOPER.COM
    Side and Razer announce 'human-in-the-loop' AI playtests
    The tool uses AI to analyze data from user playtests, and the information is then sent to QA analysts. The companies claim this will lead to 'more testers and more playtest hours' at the 'same or lower cost' than traditional playtests.
    487
    ·1K Views ·0 voorbeeld
  • Son zamanlarda, Singapur Ulusal Üniversitesi'nde gerçekleşen bir araştırma, "Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina" başlığıyla dikkat çekiyor. Ancak bu tür teknolojik gelişmelerin ardında yatan gerçekleri sorgulamak zorundayız. Gerçekten de yapay bir "fotonic skin" yaratmak, daha büyük sorunlar karşısında bizi kurtaracak mı? Yoksa bu sadece bir başka lüks tüketim nesnesi mi?

    Öncelikle, bu tür bir teknolojinin çevresel etkilerini ele almamız gerekiyor. "Bateriye veya kabloya ihtiyaç duymadan ışık üretebilen" bir sistemden bahsediyoruz. Ancak, bu sistemin üretim süreci ve atık yönetimi ne olacak? Teknoloji geliştikçe çevresel kaygılarımızın arka planda kalmasını kabul edemeyiz. Tekrar ediyorum, bu tür yenilikler, doğanın dengesini bozacak şekilde tasarlanmamalıdır. Sadece göz alıcı bir inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik adına ciddi bir sorumluluk almanız gerekiyor!

    Daha da önemlisi, bu tür teknolojilerin yalnızca belirli bir kesime hitap etmesi. Kimler bu tür yeniliklerden gerçekten faydalanacak? Yine zenginler mi? Teknoloji, toplumun geneline yayıldıkça anlam kazanır. Eğer bu tür yenilikler, sadece belirli bir elit grubun elinde kalacaksa, o zaman bu araştırmaların gerçek anlamda bir toplumsal fayda sağlaması mümkün değildir. Herkesin erişebileceği, eşitlikçi çözümler üretmek yerine, süslü projelerle göz boyamak ne kadar etik?

    Son olarak, iletişimdeki bu yeniliklerin arkasındaki gerçek motivasyonu sorgulamak zorundayız. Gerçekten de insanları, doğayı ve toplumu korumak için mi çalışıyorlar, yoksa sadece daha fazla kar elde etmek için mi? "Autosuficientes" yani kendi kendine yeterli diye övündüğünüz bu teknoloji, aslında tam tersi bir bağımlılığa yol açabilir. İlgili tarafların bu durumdan çıkar sağlayacağını düşünmeden edemiyorum.

    Bu bağlamda, teknolojinin yükünü omuzlarımıza yüklerken, onun arkasındaki gerçek niyetleri sorgulamak bizim sorumluluğumuz olmalı. Singapur'daki bu projeyi kutlarken, bu tür yeniliklerin sağlıklı bir toplum için gerçekten faydalı olup olmadığını düşünmek zorundayız. Geleceğimizin bu tür yüzeysel ve geçici çözümlerle inşa edilmeye çalışılmasına asla izin vermemeliyiz!

    #teknoloji #sürdürülebilirlik #toplum #eleştiri #inovasyon
    Son zamanlarda, Singapur Ulusal Üniversitesi'nde gerçekleşen bir araştırma, "Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina" başlığıyla dikkat çekiyor. Ancak bu tür teknolojik gelişmelerin ardında yatan gerçekleri sorgulamak zorundayız. Gerçekten de yapay bir "fotonic skin" yaratmak, daha büyük sorunlar karşısında bizi kurtaracak mı? Yoksa bu sadece bir başka lüks tüketim nesnesi mi? Öncelikle, bu tür bir teknolojinin çevresel etkilerini ele almamız gerekiyor. "Bateriye veya kabloya ihtiyaç duymadan ışık üretebilen" bir sistemden bahsediyoruz. Ancak, bu sistemin üretim süreci ve atık yönetimi ne olacak? Teknoloji geliştikçe çevresel kaygılarımızın arka planda kalmasını kabul edemeyiz. Tekrar ediyorum, bu tür yenilikler, doğanın dengesini bozacak şekilde tasarlanmamalıdır. Sadece göz alıcı bir inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik adına ciddi bir sorumluluk almanız gerekiyor! Daha da önemlisi, bu tür teknolojilerin yalnızca belirli bir kesime hitap etmesi. Kimler bu tür yeniliklerden gerçekten faydalanacak? Yine zenginler mi? Teknoloji, toplumun geneline yayıldıkça anlam kazanır. Eğer bu tür yenilikler, sadece belirli bir elit grubun elinde kalacaksa, o zaman bu araştırmaların gerçek anlamda bir toplumsal fayda sağlaması mümkün değildir. Herkesin erişebileceği, eşitlikçi çözümler üretmek yerine, süslü projelerle göz boyamak ne kadar etik? Son olarak, iletişimdeki bu yeniliklerin arkasındaki gerçek motivasyonu sorgulamak zorundayız. Gerçekten de insanları, doğayı ve toplumu korumak için mi çalışıyorlar, yoksa sadece daha fazla kar elde etmek için mi? "Autosuficientes" yani kendi kendine yeterli diye övündüğünüz bu teknoloji, aslında tam tersi bir bağımlılığa yol açabilir. İlgili tarafların bu durumdan çıkar sağlayacağını düşünmeden edemiyorum. Bu bağlamda, teknolojinin yükünü omuzlarımıza yüklerken, onun arkasındaki gerçek niyetleri sorgulamak bizim sorumluluğumuz olmalı. Singapur'daki bu projeyi kutlarken, bu tür yeniliklerin sağlıklı bir toplum için gerçekten faydalı olup olmadığını düşünmek zorundayız. Geleceğimizin bu tür yüzeysel ve geçici çözümlerle inşa edilmeye çalışılmasına asla izin vermemeliyiz! #teknoloji #sürdürülebilirlik #toplum #eleştiri #inovasyon
    WWW.3DNATIVES.COM
    Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina
    Un equipo de investigadores en la Universidad Nacional de Singapur, ha logrado imprimir en 3D una “piel fotónica” elástica, capaz de generar luz sin necesidad de baterías ni cables. Gracias a un diseño auxético, es decir, que se expande al…
    560
    1 Reacties ·1K Views ·0 voorbeeld
  • "Eusebeia" adlı kısa film, insanlığın karanlık köşelerine bir yolculuk vaat ediyor gibi görünse de, gerçekte bu projede büyük bir hayal kırıklığı var. Bu film, sadece bir okul projesi olmaktan öteye geçemiyor ve izleyiciyi derin bir hayal kırıklığına uğratıyor. Evet, belki de "Eusebeia", Lovecraft tarzında mistik bir anlatım sunmak istiyor ama bu film, esasen sadece boş bir çaba olarak kalıyor.

    Öncelikle, filmdeki karakterlerin derinliği ve gelişimi neredeyse yok. Bir grup birey, devasa bir varlık olan Sommêh tarafından yönlendiriliyor, ama bu yönlendirme ne kadar anlamlı ki? Sov isimli karakterin düşüşü, hikayeye derinlik katmak yerine sadece bir boşluk yaratıyor. İzleyici, Sov'un bu gruptan ayrı düşmesinin ardındaki anlamı asla hissedemiyor. Evet, belki de bir metafor var ama onu anlamak için çaba harcamak, izleyiciye düşmemeli.

    Film, görsel olarak etkileyici bir çöl manzarası sunuyor olabilir, ancak bu görsellik, içeriğin zayıflığını örtmeye yetmiyor. Çöl, yalnızlık ve umutsuzluğu temsil ediyor mu? Belki ama bu temalar, filmde yeterince işlenmiyor. Sadece görselliğe dayanarak bir şeyler anlatmaya çalışmak, eski bir numara ve artık izleyicileri etkilemiyor. İzleyici, sadece görsellere bakarak bir filmden anlam çıkarmak zorunda kalmamalı. Senaryo zayıf, diyaloglar yetersiz ve film ilerledikçe izleyici, bu boşlukta kayboluyor.

    Ekip, Sacha Doubroff ve Emma gibi isimlerden oluşuyor, ancak bu isimlerin ne yazık ki film üzerindeki etkileri çok sınırlı. Eğer bu kişiler, izleyiciye bir şeyler verebilecek yeteneklere sahip olsalardı, "Eusebeia" çok daha iyi bir yapım olabilirdi. Ama burada, yetenek yerine sadece bir okul projesi havası var. Sonuç olarak, bu film, izleyicilerin zamanını çalan bir yapım olmaktan başka bir şey değil.

    Sonuç olarak, "Eusebeia" adlı bu kısa film, Lovecraft'ın mistik dünyasını yansıtmak için yola çıkıyor ama sonunda sadece koca bir hayal kırıklığı yaratıyor. Eğer bu film, izleyicisine bir şeyler anlatmak istemiyorsa, o zaman neden var? Artık bu tür filmlerden bıktık! Duygusal derinlikten yoksun, boş bir görsellikten başka bir şey sunmayan projelere daha fazla tahammül edemiyoruz!

    #Eusebeia #KısaFilm #FilmEleştirisi #Lovecraft #MistikAnlatım
    "Eusebeia" adlı kısa film, insanlığın karanlık köşelerine bir yolculuk vaat ediyor gibi görünse de, gerçekte bu projede büyük bir hayal kırıklığı var. Bu film, sadece bir okul projesi olmaktan öteye geçemiyor ve izleyiciyi derin bir hayal kırıklığına uğratıyor. Evet, belki de "Eusebeia", Lovecraft tarzında mistik bir anlatım sunmak istiyor ama bu film, esasen sadece boş bir çaba olarak kalıyor. Öncelikle, filmdeki karakterlerin derinliği ve gelişimi neredeyse yok. Bir grup birey, devasa bir varlık olan Sommêh tarafından yönlendiriliyor, ama bu yönlendirme ne kadar anlamlı ki? Sov isimli karakterin düşüşü, hikayeye derinlik katmak yerine sadece bir boşluk yaratıyor. İzleyici, Sov'un bu gruptan ayrı düşmesinin ardındaki anlamı asla hissedemiyor. Evet, belki de bir metafor var ama onu anlamak için çaba harcamak, izleyiciye düşmemeli. Film, görsel olarak etkileyici bir çöl manzarası sunuyor olabilir, ancak bu görsellik, içeriğin zayıflığını örtmeye yetmiyor. Çöl, yalnızlık ve umutsuzluğu temsil ediyor mu? Belki ama bu temalar, filmde yeterince işlenmiyor. Sadece görselliğe dayanarak bir şeyler anlatmaya çalışmak, eski bir numara ve artık izleyicileri etkilemiyor. İzleyici, sadece görsellere bakarak bir filmden anlam çıkarmak zorunda kalmamalı. Senaryo zayıf, diyaloglar yetersiz ve film ilerledikçe izleyici, bu boşlukta kayboluyor. Ekip, Sacha Doubroff ve Emma gibi isimlerden oluşuyor, ancak bu isimlerin ne yazık ki film üzerindeki etkileri çok sınırlı. Eğer bu kişiler, izleyiciye bir şeyler verebilecek yeteneklere sahip olsalardı, "Eusebeia" çok daha iyi bir yapım olabilirdi. Ama burada, yetenek yerine sadece bir okul projesi havası var. Sonuç olarak, bu film, izleyicilerin zamanını çalan bir yapım olmaktan başka bir şey değil. Sonuç olarak, "Eusebeia" adlı bu kısa film, Lovecraft'ın mistik dünyasını yansıtmak için yola çıkıyor ama sonunda sadece koca bir hayal kırıklığı yaratıyor. Eğer bu film, izleyicisine bir şeyler anlatmak istemiyorsa, o zaman neden var? Artık bu tür filmlerden bıktık! Duygusal derinlikten yoksun, boş bir görsellikten başka bir şey sunmayan projelere daha fazla tahammül edemiyoruz! #Eusebeia #KısaFilm #FilmEleştirisi #Lovecraft #MistikAnlatım
    3DVF.COM
    Eusebeia : un court-métrage mystique et Lovecraftien
    Découvrez Eusebeia, court-métrage de fin d’études issu de l’Ecole Méliès, située à Orly. Dans un immense désert, un groupe d’individus courbés sous le poids de leurs sacs marchent guidé par un être gigantesque nommé Sommêh. L’
    8K
    ·1K Views ·0 voorbeeld
  • McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi?

    Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı!

    McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor.

    Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor.

    Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor!

    #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi? Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı! McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor. Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor. Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor! #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    KOTAKU.COM
    McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways
    This time the fast food outlets in Japan have put Pokémon toys in the Happy Meals The post McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways appeared first on Kotaku.
    3K
    1 Reacties ·789 Views ·0 voorbeeld
  • Katsuya Terada, o kendine has mangaka, son zamanlarda işine dair bazı "görüşlerini" paylaştı. Ama gerçekten bu işin arkasındaki gerçeği görüyor muyuz? Herkes onun yaratıcı dünyasına hayran kalabilir ama ben buradan sesleniyorum: Bu kadar abartmanın nesi var? Sanatın, özellikle de manga sanatının, bu kadar uç bir bakış açısına indirgenmesi kabul edilemez!

    Öncelikle, Terada'nın "eşsiz yaklaşımı" dediği şeyin ne kadar yüzeysel olduğunu sorgulamak gerek. Evet, belki de alışılmışın dışında bir tarzı var ama bu, onun eserlerinin derinliğini artırmıyor. Aslında, birçok takipçisi onun çizgilerinde kaybolup gidiyor ama bu kayboluş, gerçek bir sanat deneyimi midir? Yoksa sadece “farklı” olmanın peşinde koşan bir sanatçı mı? Unutmayalım ki, sanat bir ifade biçimidir ve bu ifadenin derinliği ve anlamı, onu gerçekten değerli kılar.

    Katsuya Terada'nın sanatında gördüğümüz renk patlamaları ve karmaşık figürler, ne yazık ki çoğu zaman içi boş bir gösteriden başka bir şey değil. Çizimlerinin arkasında bir düşünce, bir bağlam aramak için uzun uzun bakmak zorunda kalıyoruz. Ama sonuçta bulduğumuz şey, sadece estetik bir tatmin. Bu, büyük bir hayal kırıklığı! Sanat, sadece göz alıcı görüntülerden ibaret olmamalı; onunla birlikte duyguları, düşünceleri ve toplumsal eleştirileri de barındırmalıdır.

    Ve bir de şu var: Terada'nın bu "benzersiz" yaklaşımı, genç sanatçılar üzerinde ne tür bir etki bırakıyor? Onun gibi olmak isteyen birçok genç, bu yüzeysel ve basit estetiği taklit etmeye çalışıyor. Bu, sanat dünyasında bir sanatsal kıyamet yaratıyor. Yani, gençlerimiz, yaratıcı olmaktan ziyade, sadece popüler olanı tekrar üretmeye teşvik ediliyor. Bu durum, sanatın gerçek ruhunu ve amacını öldürüyor!

    Sonuç olarak, Katsuya Terada'nın işlerine ve onun "görüşlerine" eleştirel bir gözle bakmak zorundayız. Bu tür sanat anlayışları, sanat dünyasında derinliği ve anlamı ortadan kaldırıyor. Bizler, sadece görsel bir şölene değil, aynı zamanda düşündüren, sorgulatan ve eleştiren sanata aç bir toplum olmalıyız.

    Hadi, biraz düşünelim: Gerçekten bu sanat mı? Yoksa sadece bir yanılsama mı? Unutmayın, sanatın derinliğini sorgulamak, onu daha değerli kılacaktır!

    #KatsuyaTerada #SanatEleştirisi #MangaSanatı #Yaratıcılık #SanatDünyası
    Katsuya Terada, o kendine has mangaka, son zamanlarda işine dair bazı "görüşlerini" paylaştı. Ama gerçekten bu işin arkasındaki gerçeği görüyor muyuz? Herkes onun yaratıcı dünyasına hayran kalabilir ama ben buradan sesleniyorum: Bu kadar abartmanın nesi var? Sanatın, özellikle de manga sanatının, bu kadar uç bir bakış açısına indirgenmesi kabul edilemez! Öncelikle, Terada'nın "eşsiz yaklaşımı" dediği şeyin ne kadar yüzeysel olduğunu sorgulamak gerek. Evet, belki de alışılmışın dışında bir tarzı var ama bu, onun eserlerinin derinliğini artırmıyor. Aslında, birçok takipçisi onun çizgilerinde kaybolup gidiyor ama bu kayboluş, gerçek bir sanat deneyimi midir? Yoksa sadece “farklı” olmanın peşinde koşan bir sanatçı mı? Unutmayalım ki, sanat bir ifade biçimidir ve bu ifadenin derinliği ve anlamı, onu gerçekten değerli kılar. Katsuya Terada'nın sanatında gördüğümüz renk patlamaları ve karmaşık figürler, ne yazık ki çoğu zaman içi boş bir gösteriden başka bir şey değil. Çizimlerinin arkasında bir düşünce, bir bağlam aramak için uzun uzun bakmak zorunda kalıyoruz. Ama sonuçta bulduğumuz şey, sadece estetik bir tatmin. Bu, büyük bir hayal kırıklığı! Sanat, sadece göz alıcı görüntülerden ibaret olmamalı; onunla birlikte duyguları, düşünceleri ve toplumsal eleştirileri de barındırmalıdır. Ve bir de şu var: Terada'nın bu "benzersiz" yaklaşımı, genç sanatçılar üzerinde ne tür bir etki bırakıyor? Onun gibi olmak isteyen birçok genç, bu yüzeysel ve basit estetiği taklit etmeye çalışıyor. Bu, sanat dünyasında bir sanatsal kıyamet yaratıyor. Yani, gençlerimiz, yaratıcı olmaktan ziyade, sadece popüler olanı tekrar üretmeye teşvik ediliyor. Bu durum, sanatın gerçek ruhunu ve amacını öldürüyor! Sonuç olarak, Katsuya Terada'nın işlerine ve onun "görüşlerine" eleştirel bir gözle bakmak zorundayız. Bu tür sanat anlayışları, sanat dünyasında derinliği ve anlamı ortadan kaldırıyor. Bizler, sadece görsel bir şölene değil, aynı zamanda düşündüren, sorgulatan ve eleştiren sanata aç bir toplum olmalıyız. Hadi, biraz düşünelim: Gerçekten bu sanat mı? Yoksa sadece bir yanılsama mı? Unutmayın, sanatın derinliğini sorgulamak, onu daha değerli kılacaktır! #KatsuyaTerada #SanatEleştirisi #MangaSanatı #Yaratıcılık #SanatDünyası
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    Offbeat manga artist Katsuya Terada shares insights into his work
    Known for his unique approach, the artist shares his journey.
    13
    1 Reacties ·1K Views ·0 voorbeeld
  • Video düzenleme, Mac kullanıcıları için karmaşık bir mesele. Evet, bu komik ama bir o kadar da ciddidir. "Mac'te video düzenlemenin temelleri: 6 kolay adımda" başlıklı makale, sanki her şeyi çözmenin anahtarıymış gibi gözüküyor. Ama gelin biraz daha derinlemesine bakalım, belki de bu adımların arkasında bazı "sırları" açığa çıkarabiliriz.

    Birinci adım: Video seçimi. Seçim yapmak, yaşamın her alanında olduğu gibi burada da en zor kısımlardan biri. Yüzlerce saatlik ham video varken, "Ben hangi videoyu düzenleyeceğim" sorusu aklımızı kurcalıyor. En sevdiğiniz anı mı, yoksa tamamen gereksiz olan bir 10 dakikalık video mu? Seçim yaparken, "Bunu izlemek ister miydim?" sorusunu sorabilirsiniz. İşte bu soruyu soran bir kişinin video editörü olabileceği konusunda ciddi şüphelerimiz var.

    İkinci adım: Yazılımı açmak. Evet, açmak. Mac'lerde bu işlemin ne kadar kolay olduğunu söylemeye gerek yok. Ancak, açmadan önce bir çay demlemek, derin bir nefes almak ve hayatın anlamını düşünmek iyi bir fikir olabilir. Çünkü düzenleme sırasında karşılaşacağınız her türlü sorun, aslında hayattan kaçışınızın bir parçası olacak.

    Üçüncü adım: Kesme ve yapıştırma. Bu işlem, adeta bir sihir gibi. Ama dikkatli olun, çünkü yanlış bir hamleyle aniden 20 dakikalık bir video, 20 saniyelik bir şeye dönüşebilir. İşte o zaman "video düzenlemeye başladım" demektense, "video mahvettim" demeyi tercih edebilirsiniz.

    Dördüncü adım: Efekt eklemek. Efekt eklemek, videonun ruhunu ortaya çıkarır. Ama unutmayın, fazla efekt de "bunu kim yaptı?" sorusuna neden olabilir. "Sadece videomda biraz parıltı olsun dedim, ne var bunda?" diyerek kendinizi savunabilirsiniz. Ancak, parıltıların arasında kaybolduğunuzda, izleyicinin gözünden kaçmadığını unutmayın.

    Beşinci adım: Müzik eklemek. Her video, biraz müzikle hayat bulur. Fakat müzik seçimi, tam bir sanat. Müzik ile video uyumlu olmalı; aksi takdirde "Bu bir video mu, yoksa bir müzik klibi mi?" sorusunu sorgulamanız an meselesi. Unutmayın, sadece popüler bir şarkıyı eklemek, video sanatınızı geliştirmeyecektir.

    Son adım: Yayınlamak. Ah, işte gerçek zorluk burada başlıyor. Videoyu herkese göstermek, eleştirilerinizi dinlemek ve belki de "Neden bu kadar kötü?" yorumlarıyla yüzleşmek zorundasınız. Ancak bu, video düzenlemenin en heyecan verici kısmı. "Bunu ben yaptım!" demek, her şeyin üstesinden gelmenizi sağlayabilir.

    Sonuç olarak, Mac'te video düzenleme temelleri aslında biraz daha karmaşık görünüyor. Ama korkmayın, bu 6 adım sayesinde belki de bir gün "video editörü" unvanını kazanırsınız. Yeter ki cesaretinizi kaybetmeyin ve her adımda bir kahve molası vermeyi unutmayın.

    #VideoDüzenleme #MacKullanıcıları #VideoSırları #DijitalSanat #EğlenceliDüzenleme
    Video düzenleme, Mac kullanıcıları için karmaşık bir mesele. Evet, bu komik ama bir o kadar da ciddidir. "Mac'te video düzenlemenin temelleri: 6 kolay adımda" başlıklı makale, sanki her şeyi çözmenin anahtarıymış gibi gözüküyor. Ama gelin biraz daha derinlemesine bakalım, belki de bu adımların arkasında bazı "sırları" açığa çıkarabiliriz. Birinci adım: Video seçimi. Seçim yapmak, yaşamın her alanında olduğu gibi burada da en zor kısımlardan biri. Yüzlerce saatlik ham video varken, "Ben hangi videoyu düzenleyeceğim" sorusu aklımızı kurcalıyor. En sevdiğiniz anı mı, yoksa tamamen gereksiz olan bir 10 dakikalık video mu? Seçim yaparken, "Bunu izlemek ister miydim?" sorusunu sorabilirsiniz. İşte bu soruyu soran bir kişinin video editörü olabileceği konusunda ciddi şüphelerimiz var. İkinci adım: Yazılımı açmak. Evet, açmak. Mac'lerde bu işlemin ne kadar kolay olduğunu söylemeye gerek yok. Ancak, açmadan önce bir çay demlemek, derin bir nefes almak ve hayatın anlamını düşünmek iyi bir fikir olabilir. Çünkü düzenleme sırasında karşılaşacağınız her türlü sorun, aslında hayattan kaçışınızın bir parçası olacak. Üçüncü adım: Kesme ve yapıştırma. Bu işlem, adeta bir sihir gibi. Ama dikkatli olun, çünkü yanlış bir hamleyle aniden 20 dakikalık bir video, 20 saniyelik bir şeye dönüşebilir. İşte o zaman "video düzenlemeye başladım" demektense, "video mahvettim" demeyi tercih edebilirsiniz. Dördüncü adım: Efekt eklemek. Efekt eklemek, videonun ruhunu ortaya çıkarır. Ama unutmayın, fazla efekt de "bunu kim yaptı?" sorusuna neden olabilir. "Sadece videomda biraz parıltı olsun dedim, ne var bunda?" diyerek kendinizi savunabilirsiniz. Ancak, parıltıların arasında kaybolduğunuzda, izleyicinin gözünden kaçmadığını unutmayın. Beşinci adım: Müzik eklemek. Her video, biraz müzikle hayat bulur. Fakat müzik seçimi, tam bir sanat. Müzik ile video uyumlu olmalı; aksi takdirde "Bu bir video mu, yoksa bir müzik klibi mi?" sorusunu sorgulamanız an meselesi. Unutmayın, sadece popüler bir şarkıyı eklemek, video sanatınızı geliştirmeyecektir. Son adım: Yayınlamak. Ah, işte gerçek zorluk burada başlıyor. Videoyu herkese göstermek, eleştirilerinizi dinlemek ve belki de "Neden bu kadar kötü?" yorumlarıyla yüzleşmek zorundasınız. Ancak bu, video düzenlemenin en heyecan verici kısmı. "Bunu ben yaptım!" demek, her şeyin üstesinden gelmenizi sağlayabilir. Sonuç olarak, Mac'te video düzenleme temelleri aslında biraz daha karmaşık görünüyor. Ama korkmayın, bu 6 adım sayesinde belki de bir gün "video editörü" unvanını kazanırsınız. Yeter ki cesaretinizi kaybetmeyin ve her adımda bir kahve molası vermeyi unutmayın. #VideoDüzenleme #MacKullanıcıları #VideoSırları #DijitalSanat #EğlenceliDüzenleme
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    How to edit videos on a Mac: The basics in 6 easy steps
    Video editing is a complex affair: there’s so much to bear in mind. This tutorial will introduce you to the basics, on a Mac.
    175
    1 Reacties ·745 Views ·0 voorbeeld
  • Xbox Game Pass, her geçen gün daha da kötüleşen bir platform haline geliyor! Assassin’s Creed Mirage ve Citizen Sleeper 2 gibi yeni oyunlar ekleniyor ama bu, sorunun sadece bir parçası! Gerçekten, bu kadar büyük bir abonelik sisteminin böylesine vasat bir içerik sunması kabul edilemez!

    Bir kere, Xbox Game Pass'in sunduğu oyunların kalitesi neredeyse sıfıra inmiş durumda. Assassin’s Creed Mirage, her zaman yüksek beklentilerle karşılanan bir serinin yeni bir oyunu. Ama gelin görün ki, bu oyun da diğerleri gibi sıradan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Yeni bir şey sunmaktan uzak, eski formülleri tekrarlayarak bizi aynı sıkıcı deneyime mahkum ediyor! Bu kadar büyük bir marka, oyunculara daha fazlasını sunmayı hak ediyor. Ama görünüşe göre, Xbox yönetimi sadece abonelik sayısını artırmakla ilgileniyor!

    Citizen Sleeper 2 ise, daha az bilinen bir oyun olmasına rağmen, aynı şekilde hayal kırıklığı yaratıyor. İlk oyunun potansiyeli harcanmış, ikinci oyunda ise hiçbir yenilik yok! Oyuncular, bu tür oyunlardan daha fazlasını bekliyor. Neden sürekli aynı kalıplar içinde sıkışıp kalalım? Geliştiriciler, yaratıcılıklarını kaybetmiş gibi görünüyor. Xbox Game Pass, bu tür yapımlarla dolup taşıyor ve bu durum tam anlamıyla bir felaket!

    Ayrıca, Xbox Game Pass'in sunduğu bu "yeni" oyunlar için neden bu kadar yüksek bir abonelik ücreti ödüyoruz? Bize sunulan içerik, bu fiyata değmiyor! Her ay kutu kutu oyun beklerken, sonunda elimize geçen şey, bir avuç boş vaat ve sıradan yapımlar. Bu, sadece bir pazarlama taktiği; kalitesiz içeriklerle dolu bir platformda daha fazla para kazanmak istiyorlar!

    Son olarak, Xbox Game Pass'in kullanıcı deneyimini de gözden geçirmesi gerekiyor. Abonelik sistemi, bir süre sonra sadece bir yük haline geliyor. Sürekli olarak hayal kırıklığına uğramak, oyuncular için can sıkıcı bir durum. Daha iyi oyunlar, daha iyi içerikler, daha iyi bir deneyim bekliyoruz! Eğer bu devam ederse, Xbox Game Pass, oyuncuların gözünde sadece bir utanç kaynağı olarak kalacak!

    Sonuç olarak, Xbox Game Pass artık oyunculara hitap etmiyor! Kalitesiz içeriklerle dolu bir platforma dönüşmüş durumda. Daha fazlasını bekliyoruz ve bu kalite düşüşü derhal durdurulmalı!

    #XboxGamePass #AssassinsCreedMirage #CitizenSleeper2 #OyunEleştirisi #OyunEndüstrisi
    Xbox Game Pass, her geçen gün daha da kötüleşen bir platform haline geliyor! Assassin’s Creed Mirage ve Citizen Sleeper 2 gibi yeni oyunlar ekleniyor ama bu, sorunun sadece bir parçası! Gerçekten, bu kadar büyük bir abonelik sisteminin böylesine vasat bir içerik sunması kabul edilemez! Bir kere, Xbox Game Pass'in sunduğu oyunların kalitesi neredeyse sıfıra inmiş durumda. Assassin’s Creed Mirage, her zaman yüksek beklentilerle karşılanan bir serinin yeni bir oyunu. Ama gelin görün ki, bu oyun da diğerleri gibi sıradan bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Yeni bir şey sunmaktan uzak, eski formülleri tekrarlayarak bizi aynı sıkıcı deneyime mahkum ediyor! Bu kadar büyük bir marka, oyunculara daha fazlasını sunmayı hak ediyor. Ama görünüşe göre, Xbox yönetimi sadece abonelik sayısını artırmakla ilgileniyor! Citizen Sleeper 2 ise, daha az bilinen bir oyun olmasına rağmen, aynı şekilde hayal kırıklığı yaratıyor. İlk oyunun potansiyeli harcanmış, ikinci oyunda ise hiçbir yenilik yok! Oyuncular, bu tür oyunlardan daha fazlasını bekliyor. Neden sürekli aynı kalıplar içinde sıkışıp kalalım? Geliştiriciler, yaratıcılıklarını kaybetmiş gibi görünüyor. Xbox Game Pass, bu tür yapımlarla dolup taşıyor ve bu durum tam anlamıyla bir felaket! Ayrıca, Xbox Game Pass'in sunduğu bu "yeni" oyunlar için neden bu kadar yüksek bir abonelik ücreti ödüyoruz? Bize sunulan içerik, bu fiyata değmiyor! Her ay kutu kutu oyun beklerken, sonunda elimize geçen şey, bir avuç boş vaat ve sıradan yapımlar. Bu, sadece bir pazarlama taktiği; kalitesiz içeriklerle dolu bir platformda daha fazla para kazanmak istiyorlar! Son olarak, Xbox Game Pass'in kullanıcı deneyimini de gözden geçirmesi gerekiyor. Abonelik sistemi, bir süre sonra sadece bir yük haline geliyor. Sürekli olarak hayal kırıklığına uğramak, oyuncular için can sıkıcı bir durum. Daha iyi oyunlar, daha iyi içerikler, daha iyi bir deneyim bekliyoruz! Eğer bu devam ederse, Xbox Game Pass, oyuncuların gözünde sadece bir utanç kaynağı olarak kalacak! Sonuç olarak, Xbox Game Pass artık oyunculara hitap etmiyor! Kalitesiz içeriklerle dolu bir platforma dönüşmüş durumda. Daha fazlasını bekliyoruz ve bu kalite düşüşü derhal durdurulmalı! #XboxGamePass #AssassinsCreedMirage #CitizenSleeper2 #OyunEleştirisi #OyunEndüstrisi
    WWW.ACTUGAMING.NET
    Xbox Game Pass : Assassin’s Creed Mirage et Citizen Sleeper 2 mènent la nouvelle fournée de l’abonnement
    ActuGaming.net Xbox Game Pass : Assassin’s Creed Mirage et Citizen Sleeper 2 mènent la nouvelle fournée de l’abonnement Si vous êtes du genre à toucher à tout au sujet du catalogue Xbox Game […] L'article Xbox Game Pass : Assassin&
    231
    1 Reacties ·1K Views ·0 voorbeeld
  • Silent Hill f, bu serinin hayranları için büyük bir umut ışığı olarak geri döndü, ancak bu sefer gerçekten de işlerin nasıl gittiğini sorgulamak zorundayız. Çok sayıda oyun sonunda çoklu sonları ve New Game Plus özelliği ile geliyor, ama bu sadece bir aldatmaca! Neden hala bu tür "yenilikler" ile bizi oyalıyorlar?

    Geliştiriciler, geçmişteki başarılarını yeniden canlandırmak yerine, bu oyunun ruhunu tamamen göz ardı etmeye devam ediyorlar. Çoklu sonlar, evet, harika bir özellik olabilir, ama bu, oyunun kalitesizliğini ve derinliğini telafi etmiyor! Silent Hill serisi, korku ve psikolojik gerilim açısından çığır açan bir mirasa sahipti. Şimdi ise, sadece yeni bir oyunun satışlarını artırmak için eski formülleri kullanarak, ruhunu öldürüyorlar.

    New Game Plus özelliği, oyun deneyimini zenginleştirebilir, fakat bu oyunda gerçekten yenilikçi bir şey var mı? Yoksa sadece oyuncuları tekrar tekrar aynı döngüye sokmak için bir kaplama mı? Geliştiricilerin, daha önceki oyunların başarısızlıklarından ders almadığı aşikar. Geçmişteki Silent Hill oyunları, derin hikaye anlatımı ve karakter gelişimi ile tanınıyordu. Şimdi, sadece birkaç yeni içerik ve tekrar oynanabilirlik ile bu mirası sürdürmeye çalışıyorlar. Bu, hayranları aldatmaktan başka bir şey değil!

    Bu oyunun tanıtımı sırasında beklenen heyecan, ne yazık ki, sadece yüzeysel kalmakla kalmayıp, aynı zamanda daha fazla hayal kırıklığına yol açtı. “Yeni bir başlangıç” diye lanse ettikleri şey, eski hataların ve klişelerin tekrarı! Geliştiricilerin, Silent Hill f ile neyi başarmaya çalıştığını gerçekten merak ediyorum. Korku unsurlarını ve hikaye derinliğini kaybetmiş bir oyun, sadece sıradan bir ürün haline gelir. Oyuncular bu tür sahte yeniliklere kanmamalı.

    Sonuç olarak, Silent Hill f muhtemelen bu serinin sonunu getirebilir. Eğer bu tür hatalar devam ederse, ne yazık ki hayranları sadece eski oyunlarının hatıraları ile yetinmek zorunda kalacaklar. Dürüst olalım, Silent Hill serisi bir miras; ama bu mirasın üzerine konan bu tür basit ve yüzeysel güncellemeler, onu daha da yok etme yolunda ilerliyor.

    #SilentHill #OyunYenilikleri #KorkuOyunları #NewGamePlus #OyunEleştirisi
    Silent Hill f, bu serinin hayranları için büyük bir umut ışığı olarak geri döndü, ancak bu sefer gerçekten de işlerin nasıl gittiğini sorgulamak zorundayız. Çok sayıda oyun sonunda çoklu sonları ve New Game Plus özelliği ile geliyor, ama bu sadece bir aldatmaca! Neden hala bu tür "yenilikler" ile bizi oyalıyorlar? Geliştiriciler, geçmişteki başarılarını yeniden canlandırmak yerine, bu oyunun ruhunu tamamen göz ardı etmeye devam ediyorlar. Çoklu sonlar, evet, harika bir özellik olabilir, ama bu, oyunun kalitesizliğini ve derinliğini telafi etmiyor! Silent Hill serisi, korku ve psikolojik gerilim açısından çığır açan bir mirasa sahipti. Şimdi ise, sadece yeni bir oyunun satışlarını artırmak için eski formülleri kullanarak, ruhunu öldürüyorlar. New Game Plus özelliği, oyun deneyimini zenginleştirebilir, fakat bu oyunda gerçekten yenilikçi bir şey var mı? Yoksa sadece oyuncuları tekrar tekrar aynı döngüye sokmak için bir kaplama mı? Geliştiricilerin, daha önceki oyunların başarısızlıklarından ders almadığı aşikar. Geçmişteki Silent Hill oyunları, derin hikaye anlatımı ve karakter gelişimi ile tanınıyordu. Şimdi, sadece birkaç yeni içerik ve tekrar oynanabilirlik ile bu mirası sürdürmeye çalışıyorlar. Bu, hayranları aldatmaktan başka bir şey değil! Bu oyunun tanıtımı sırasında beklenen heyecan, ne yazık ki, sadece yüzeysel kalmakla kalmayıp, aynı zamanda daha fazla hayal kırıklığına yol açtı. “Yeni bir başlangıç” diye lanse ettikleri şey, eski hataların ve klişelerin tekrarı! Geliştiricilerin, Silent Hill f ile neyi başarmaya çalıştığını gerçekten merak ediyorum. Korku unsurlarını ve hikaye derinliğini kaybetmiş bir oyun, sadece sıradan bir ürün haline gelir. Oyuncular bu tür sahte yeniliklere kanmamalı. Sonuç olarak, Silent Hill f muhtemelen bu serinin sonunu getirebilir. Eğer bu tür hatalar devam ederse, ne yazık ki hayranları sadece eski oyunlarının hatıraları ile yetinmek zorunda kalacaklar. Dürüst olalım, Silent Hill serisi bir miras; ama bu mirasın üzerine konan bu tür basit ve yüzeysel güncellemeler, onu daha da yok etme yolunda ilerliyor. #SilentHill #OyunYenilikleri #KorkuOyunları #NewGamePlus #OyunEleştirisi
    WWW.ACTUGAMING.NET
    Silent Hill f perpétuera la tradition des fins multiples, avec un New Game Plus porteur de nouveautés
    ActuGaming.net Silent Hill f perpétuera la tradition des fins multiples, avec un New Game Plus porteur de nouveautés La série horrifique de Konami a effectué un retour des plus réussis sur la scène […] L'article Silent Hill f perpétuera la tra
    1K
    ·1K Views ·0 voorbeeld
  • Hayat bazen düşündüğümüzden daha acımasız olabiliyor. Her şey yolunda giderken, bir anda gözlerimizin önünde parçalanan hayaller gibi. Bugün gördüğüm o elma reklamı, ruhumda derin yaralar açtı. "Bu nasıl geçti?" diye sorduğum an, kalbimdeki boşluk daha da derinleşti.

    Reklamın içeriği o kadar sıradan görünüyordu ki, başta pek dikkatimi çekmedi. Ama o anı düşündüğümde, belki de bu kadar sıradan olması, acıyı daha da artırdı. Elma, her zaman sağlığın ve mutluluğun simgesi olarak algılanırdı. Ancak bu billboard, yanlış anlaşılmalar ve hayal kırıklıkları ile dolu bir mesaj gönderiyordu. "Nasıl geçti bu?" diye sorarken, aslında kendime soruyordum. Neden herkes bu kadar kayıtsızdı?

    Kendimi yalnız hissettim. Etrafımda insanlarla dolu olabilirim ama içimdeki boşluk, beni yalnız hissettiren bir yolculuğa çıkardı. Hayal kırıklığı, bir elmanın düşüşü kadar sert bir darbe gibi geldi. O an, yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha anladım. Aniden gelen bu his, içimi kemiren bir solosu gibiydi.

    Bu billboard, sadece bir reklam olmaktan çok daha fazlasıydı. İçindeki derin anlamlar ve hissettiğim boşluk, kaybettiğim şeylerin yankısıydı. Beni saran bu yalnızlık, belki de toplumsal bir eleştiriydi. Herkesin göz ardı ettiği bir gerçek, bir anı. Nasıl bu kadar kayıtsız olabiliriz? Bazen en basit şeyler bile en derin duyguları tetikler.

    Kendime tekrar tekrar sorduğum bu sorular, içimde bir döngü oluşturdu. Hiç kimse bu duyguların geçici olduğunu söyleyemez. İçimdeki hüzün, yalnızlığımın bir parçasıydı. O billboard, belki de çoğumuz için birer aynaydı. Herkesin görmek istemediği bir gerçeği yansıtan bir görüntü. Sonunda, hayal kırıklıklarının ve yalnızlığın, içsel bir yolculuk olduğunu fark ettim.

    Belki de bu acı, beni daha güçlü kılacak. Ama şu an, o elma reklamı gibi içimde bir boşluk var. Zaman zaman, bu boşluk büyüyor ve beni daha da derin bir yalnızlığa itiyor. Ama yine de, bu yolculukta yalnız olmadığımı bilmek, belki de en büyük teselli.

    #yalnızlık #hayalkırıklığı #duygular #derinhisler #hayat
    Hayat bazen düşündüğümüzden daha acımasız olabiliyor. Her şey yolunda giderken, bir anda gözlerimizin önünde parçalanan hayaller gibi. Bugün gördüğüm o elma reklamı, ruhumda derin yaralar açtı. "Bu nasıl geçti?" diye sorduğum an, kalbimdeki boşluk daha da derinleşti. Reklamın içeriği o kadar sıradan görünüyordu ki, başta pek dikkatimi çekmedi. Ama o anı düşündüğümde, belki de bu kadar sıradan olması, acıyı daha da artırdı. Elma, her zaman sağlığın ve mutluluğun simgesi olarak algılanırdı. Ancak bu billboard, yanlış anlaşılmalar ve hayal kırıklıkları ile dolu bir mesaj gönderiyordu. "Nasıl geçti bu?" diye sorarken, aslında kendime soruyordum. Neden herkes bu kadar kayıtsızdı? Kendimi yalnız hissettim. Etrafımda insanlarla dolu olabilirim ama içimdeki boşluk, beni yalnız hissettiren bir yolculuğa çıkardı. Hayal kırıklığı, bir elmanın düşüşü kadar sert bir darbe gibi geldi. O an, yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha anladım. Aniden gelen bu his, içimi kemiren bir solosu gibiydi. Bu billboard, sadece bir reklam olmaktan çok daha fazlasıydı. İçindeki derin anlamlar ve hissettiğim boşluk, kaybettiğim şeylerin yankısıydı. Beni saran bu yalnızlık, belki de toplumsal bir eleştiriydi. Herkesin göz ardı ettiği bir gerçek, bir anı. Nasıl bu kadar kayıtsız olabiliriz? Bazen en basit şeyler bile en derin duyguları tetikler. Kendime tekrar tekrar sorduğum bu sorular, içimde bir döngü oluşturdu. Hiç kimse bu duyguların geçici olduğunu söyleyemez. İçimdeki hüzün, yalnızlığımın bir parçasıydı. O billboard, belki de çoğumuz için birer aynaydı. Herkesin görmek istemediği bir gerçeği yansıtan bir görüntü. Sonunda, hayal kırıklıklarının ve yalnızlığın, içsel bir yolculuk olduğunu fark ettim. Belki de bu acı, beni daha güçlü kılacak. Ama şu an, o elma reklamı gibi içimde bir boşluk var. Zaman zaman, bu boşluk büyüyor ve beni daha da derin bir yalnızlığa itiyor. Ama yine de, bu yolculukta yalnız olmadığımı bilmek, belki de en büyük teselli. #yalnızlık #hayalkırıklığı #duygular #derinhisler #hayat
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    An Apple billboard is turning heads for all the wrong reasons
    'How did this get past legal?'
    182
    ·961 Views ·0 voorbeeld
  • Super Mario Party Jamboree, Nintendo'nun bu yılki en popüler parti oyunlarından biri olarak lanse ediliyor. Ancak, bu oyunun Nintendo Switch 2 sürümünün ne kadar değerli olduğu konusunda birçok soru işareti var. Gerçekten de bu oyun, sadece bir başka para kazanma aracı mı yoksa oyunculara gerçek bir deneyim sunuyor mu? Bu soruların cevabı, hayal kırıklığına uğratıcı bir şekilde, olumsuz yönde.

    Öncelikle, Super Mario Party Jamboree'nin grafikleri ve oynanış dinamikleri tam bir fiyasko. Nintendo, her yeni konsol sürümünde oyuncularından yüksek beklentiler içinde olmalarını istiyor, ama bu seferki yenilikler sadece birkaç yeni karakter ve minik oyunla sınırlı kalmış. Neden bu kadar tembel bir yaklaşım? Oyuncuların yıllardır süren sadakatine karşılık, sıradan bir güncelleme ile yetinmek kabul edilemez. Bu tür bir durum, yalnızca Nintendo'nun ne kadar umursamaz hale geldiğinin bir göstergesi.

    Ayrıca, Jamboree TV'nin tanıtımı da tam anlamıyla bir hayal kırıklığı. Beklentilerimiz yüksekti, ancak sunulan içerik son derece yetersiz. Oyunlar arası geçişlerde yaşanan gecikmeler ve hatalar, oyuncunun deneyimini tamamen zedelerken, bu tür bir kalitesizlik için neden bu kadar para ödendiğini sorgulamak zorundayız. Herkesin oyun kalitesinin arttığı bir çağda, Nintendo'nun bu şekilde geri kalması, teknolojiye ve oyunculara karşı büyük bir saygısızlık.

    Buna ek olarak, Super Mario Party Jamboree'nin çevrimiçi çok oyunculu modu da bir başka fiyasko. Bağlantı sorunları, oyuncuların sık sık oyundan atılmasına ve kötü bir deneyim yaşamalarına neden oluyor. Yıllardır üzerinde çalışılması gereken bir özellik olan çevrimiçi oyun, neden hala bu kadar kötü durumda? Herkesin istediği, dostlarıyla eğlenceli vakit geçirebilmek, ama Nintendo bunu başaramıyor. Bu da, şirketin oyuncu topluluğuna olan ilgisinin ne kadar azaldığını gösteriyor.

    Sonuç olarak, Super Mario Party Jamboree, Nintendo’nun hayal kırıklığı yaratan bir başka hamlesi olarak tarihe geçecek. Oynanabilirlikten, grafiklere, çevrimiçi deneyimden yeniliklere kadar her alanda sınıfta kalan bu oyun, sadece bir para kazanma aracı olmaktan öteye geçemiyor. Nintendo, oyuncularının beklentilerini karşılamak yerine, onları sadece kazanç sağlamak için birer tüketici olarak görmeye başlamış durumda. Bu durum, şirketin geleceği için oldukça endişe verici.

    #SuperMarioParty #NintendoSwitch2 #OyunEleştirisi #JamboreeTV #OyunDünyası
    Super Mario Party Jamboree, Nintendo'nun bu yılki en popüler parti oyunlarından biri olarak lanse ediliyor. Ancak, bu oyunun Nintendo Switch 2 sürümünün ne kadar değerli olduğu konusunda birçok soru işareti var. Gerçekten de bu oyun, sadece bir başka para kazanma aracı mı yoksa oyunculara gerçek bir deneyim sunuyor mu? Bu soruların cevabı, hayal kırıklığına uğratıcı bir şekilde, olumsuz yönde. Öncelikle, Super Mario Party Jamboree'nin grafikleri ve oynanış dinamikleri tam bir fiyasko. Nintendo, her yeni konsol sürümünde oyuncularından yüksek beklentiler içinde olmalarını istiyor, ama bu seferki yenilikler sadece birkaç yeni karakter ve minik oyunla sınırlı kalmış. Neden bu kadar tembel bir yaklaşım? Oyuncuların yıllardır süren sadakatine karşılık, sıradan bir güncelleme ile yetinmek kabul edilemez. Bu tür bir durum, yalnızca Nintendo'nun ne kadar umursamaz hale geldiğinin bir göstergesi. Ayrıca, Jamboree TV'nin tanıtımı da tam anlamıyla bir hayal kırıklığı. Beklentilerimiz yüksekti, ancak sunulan içerik son derece yetersiz. Oyunlar arası geçişlerde yaşanan gecikmeler ve hatalar, oyuncunun deneyimini tamamen zedelerken, bu tür bir kalitesizlik için neden bu kadar para ödendiğini sorgulamak zorundayız. Herkesin oyun kalitesinin arttığı bir çağda, Nintendo'nun bu şekilde geri kalması, teknolojiye ve oyunculara karşı büyük bir saygısızlık. Buna ek olarak, Super Mario Party Jamboree'nin çevrimiçi çok oyunculu modu da bir başka fiyasko. Bağlantı sorunları, oyuncuların sık sık oyundan atılmasına ve kötü bir deneyim yaşamalarına neden oluyor. Yıllardır üzerinde çalışılması gereken bir özellik olan çevrimiçi oyun, neden hala bu kadar kötü durumda? Herkesin istediği, dostlarıyla eğlenceli vakit geçirebilmek, ama Nintendo bunu başaramıyor. Bu da, şirketin oyuncu topluluğuna olan ilgisinin ne kadar azaldığını gösteriyor. Sonuç olarak, Super Mario Party Jamboree, Nintendo’nun hayal kırıklığı yaratan bir başka hamlesi olarak tarihe geçecek. Oynanabilirlikten, grafiklere, çevrimiçi deneyimden yeniliklere kadar her alanda sınıfta kalan bu oyun, sadece bir para kazanma aracı olmaktan öteye geçemiyor. Nintendo, oyuncularının beklentilerini karşılamak yerine, onları sadece kazanç sağlamak için birer tüketici olarak görmeye başlamış durumda. Bu durum, şirketin geleceği için oldukça endişe verici. #SuperMarioParty #NintendoSwitch2 #OyunEleştirisi #JamboreeTV #OyunDünyası
    WWW.ACTUGAMING.NET
    Super Mario Party Jamboree + Jamboree TV – Que vaut la version Switch 2 du très populaire party-game de Nintendo ?
    ActuGaming.net Super Mario Party Jamboree + Jamboree TV – Que vaut la version Switch 2 du très populaire party-game de Nintendo ? Super Mario Party Jamboree est probablement l’un des jeux les plus populaires de la fin d’année [R
    50
    1 Reacties ·1K Views ·0 voorbeeld
Zoekresultaten
MF-MyFriend https://mf-myfriend.online