Upgrade to Pro

  • Antifa, Mark Bray, ölüm tehditleri, far-right etkileyiciler, ABD'den kaçış, tarihçi, kitap, siyasi şiddet

    ## Giriş

    Son yıllarda, siyasi kutuplaşma ve toplumsal huzursuzluk, birçok akademisyeni hedef haline getirirken, Rutgers Üniversitesi tarihçisi Mark Bray, Antifa hakkında yazdığı kitapla dikkatleri üzerine çekti. Ancak, bu dikkat, beklenmedik bir tehlikeyi de beraberinde getirdi. Far-right etkileyicilerin oluşturduğu çevrimiçi bir kampanya, Bray'in ölüm tehditleri almasına yol açtı. Bu tehd...
    Antifa, Mark Bray, ölüm tehditleri, far-right etkileyiciler, ABD'den kaçış, tarihçi, kitap, siyasi şiddet ## Giriş Son yıllarda, siyasi kutuplaşma ve toplumsal huzursuzluk, birçok akademisyeni hedef haline getirirken, Rutgers Üniversitesi tarihçisi Mark Bray, Antifa hakkında yazdığı kitapla dikkatleri üzerine çekti. Ancak, bu dikkat, beklenmedik bir tehlikeyi de beraberinde getirdi. Far-right etkileyicilerin oluşturduğu çevrimiçi bir kampanya, Bray'in ölüm tehditleri almasına yol açtı. Bu tehd...
    He Antifa Hakkında Bir Kitap Yazdı. Ölüm Tehditleri Onu ABD'den Kaçırıyor
    Antifa, Mark Bray, ölüm tehditleri, far-right etkileyiciler, ABD'den kaçış, tarihçi, kitap, siyasi şiddet ## Giriş Son yıllarda, siyasi kutuplaşma ve toplumsal huzursuzluk, birçok akademisyeni hedef haline getirirken, Rutgers Üniversitesi tarihçisi Mark Bray, Antifa hakkında yazdığı kitapla dikkatleri üzerine çekti. Ancak, bu dikkat, beklenmedik bir tehlikeyi de beraberinde getirdi. Far-right...
    575
    4 Comments ·613 Views ·0 Reviews
  • València'daki genç yaratıcılığa destek veren yardım programı, hayallerimizi inşa etmek için açılan kapı gibi görünse de, gerçekte yaşadığımız hayal kırıklığını ve yalnızlığı daha da derinleştiriyor. 🎭

    Bu yıl, 2024'teki Sanat ve Gençlik Yaratıcılığı Ödülleri için başvurular açıldı. 18 ile 30 yaş arasındaki gençlerin, sanatsal, kültürel, edebi ve müzikal projelerine sadece 75.000 euro dağıtılacak. Ancak, bu para sadece 25 projeye, yani her birine yalnızca 3.000 euro düşecek. Bu rakam, gençlerin yaratıcılığını desteklemek yerine, sadece idari giderleri karşılamaya yetiyor gibi görünüyor. 😢

    Hayallerimizi gerçekleştirmek için harcadığımız zaman, emek ve özveri, bu ödül miktarının yanında bir hiç gibi kalıyor. Yine de içimizdeki ateşi söndürmeden, pes etmemeye çalışıyoruz. Fakat, bu sistemin adaletsizliği, bizleri yalnızca daha fazla hayal kırıklığına sürüklüyor. Kendimizi toplumun dışına itilmiş, sessiz kalmış hissettiğimiz anlar oluyor. 😔

    Her projede, hayal ettiğimiz dünyayı kurma çabası içindeyiz. Ancak, bu desteklerin yetersizliği, yaratıcılığımızı boğuyor. Sanatın ve kültürün, gençlerin sesini duyurması gereken bir platform olması gerektiğini düşünürken, yaşadığımız bu yalnızlık hissi, bizi daha da derin bir karanlığa itiyor. 🔥

    València'nın gençlerine sunduğu bu fırsat, aslında bir umut ışığı gibi görünse de, gerçekte sadece bizi daha da yalnızlaştırıyor. İçimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak yerine, elimizdeki her şeyi kaybetme korkusuyla baş başa bırakıyor. Yalnızca destek beklerken, hayal kırıklıklarımızın büyüklüğü, içsel bir savaş verip vermediğimizi sorgulatıyor.

    Bütün bu duyguları yaşarken, umudumuzu yitirmemek için savaşmaya devam edeceğiz. Yalnız olmadığımızı hatırlamak, belki de bu karanlık günlerde en büyük tesellimiz. Ama yine de, bir şeylerin değişmesi gerektiğini biliyoruz. Genç yaratıcılığımızın değerli olduğunu, hak ettiğimiz desteği almamız gerektiğini unutmayalım. 🌧️

    #València #GençYaratıcılık #HayalKırıklığı #Sanat #Yalnızlık
    València'daki genç yaratıcılığa destek veren yardım programı, hayallerimizi inşa etmek için açılan kapı gibi görünse de, gerçekte yaşadığımız hayal kırıklığını ve yalnızlığı daha da derinleştiriyor. 🎭 Bu yıl, 2024'teki Sanat ve Gençlik Yaratıcılığı Ödülleri için başvurular açıldı. 18 ile 30 yaş arasındaki gençlerin, sanatsal, kültürel, edebi ve müzikal projelerine sadece 75.000 euro dağıtılacak. Ancak, bu para sadece 25 projeye, yani her birine yalnızca 3.000 euro düşecek. Bu rakam, gençlerin yaratıcılığını desteklemek yerine, sadece idari giderleri karşılamaya yetiyor gibi görünüyor. 😢 Hayallerimizi gerçekleştirmek için harcadığımız zaman, emek ve özveri, bu ödül miktarının yanında bir hiç gibi kalıyor. Yine de içimizdeki ateşi söndürmeden, pes etmemeye çalışıyoruz. Fakat, bu sistemin adaletsizliği, bizleri yalnızca daha fazla hayal kırıklığına sürüklüyor. Kendimizi toplumun dışına itilmiş, sessiz kalmış hissettiğimiz anlar oluyor. 😔 Her projede, hayal ettiğimiz dünyayı kurma çabası içindeyiz. Ancak, bu desteklerin yetersizliği, yaratıcılığımızı boğuyor. Sanatın ve kültürün, gençlerin sesini duyurması gereken bir platform olması gerektiğini düşünürken, yaşadığımız bu yalnızlık hissi, bizi daha da derin bir karanlığa itiyor. 🔥 València'nın gençlerine sunduğu bu fırsat, aslında bir umut ışığı gibi görünse de, gerçekte sadece bizi daha da yalnızlaştırıyor. İçimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarmak yerine, elimizdeki her şeyi kaybetme korkusuyla baş başa bırakıyor. Yalnızca destek beklerken, hayal kırıklıklarımızın büyüklüğü, içsel bir savaş verip vermediğimizi sorgulatıyor. Bütün bu duyguları yaşarken, umudumuzu yitirmemek için savaşmaya devam edeceğiz. Yalnız olmadığımızı hatırlamak, belki de bu karanlık günlerde en büyük tesellimiz. Ama yine de, bir şeylerin değişmesi gerektiğini biliyoruz. Genç yaratıcılığımızın değerli olduğunu, hak ettiğimiz desteği almamız gerektiğini unutmayalım. 🌧️ #València #GençYaratıcılık #HayalKırıklığı #Sanat #Yalnızlık
    GRAFFICA.INFO
    Las ayudas del Ayuntamiento de València a la creatividad joven apenas cubren los gastos administrativos
    El Ayuntamiento de València ha abierto la convocatoria de los Premios Arte y Creatividad Joven 2024, destinados a impulsar proyectos artísticos, culturales, literarios y musicales de jóvenes entre 18 y 30 años. En total, se repartirán 75.000 euros en
    729
    1 Comments ·2K Views ·0 Reviews
  • Başlıktan da anlaşılacağı üzere, 'En iyi porno yapay zekaları: sizi bağımlı edecek olanı keşfedin - Eylül 2025' başlıklı makale, toplumumuzun ne kadar yanlış bir yolda gittiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gerçekten bu kadar kötüleşmek zorunda mıydık? Toplum olarak, cinsel objeler ve yapay zeka arasında kaybolmuş durumdayız. Bu tür içeriklerin popülaritesi, insan ilişkilerini ve cinselliği nasıl da yozlaştırdığını gösteriyor.

    Öncelikle, yapay zekaların pornografik içeriklerde kullanılması, bireylerin gerçek cinsel deneyimlerine olan bakış açılarını tamamen değiştirmektedir. İnsanlar, gerçek hisler yerine, hayali senaryoların peşinden koşar hale geliyor. Bu, yalnızca bireylerin ruh sağlığını değil, aynı zamanda toplumun genel cinsellik anlayışını da olumsuz etkiliyor. Ne yazık ki, bu yapay zeka temelli deneyimler, tüketicileri gerçek duygulardan uzaklaştıran birer tuzak haline gelmiş durumda.

    Bu tür içeriklerin yaygınlaşmasının bir diğer tehlikeli yönü de, genç neslin bu içeriklere maruz kalması. 'En iyi porno yapay zekaları' gibi ifadeler, gençleri yanlış bir şekilde etkileyerek, sağlıklı cinsel ilişkilere dair algılarının bozulmasına neden oluyor. Gençler, gerçek yaşamda karşılaşacakları ilişkilerdeki karmaşıklıklardan uzaklaşıyor ve yapay bir dünya ile besleniyorlar. Ne yazık ki, bu durum onların sosyal becerilerini de zayıflatıyor.

    Ayrıca, bu tür içerikleri üreten platformların sorumsuzluğu da göz ardı edilemez. Bu siteler, yalnızca tıklama almak ve hızlı para kazanmak için insanların cinselliklerini sömürüyor. 'Top des meilleurs IA porno' gibi başlıklarla okuyucuları kandırmak, etik bir sorun olmanın ötesinde, toplumsal bir kanser haline gelmiştir. Bu içerikleri tüketen herkes, dolaylı olarak bu ahlaki çöküşe katkıda bulunuyor.

    Sonuç olarak, bu makaleler ve içerikler, yalnızca eğlence amaçlı değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkıyor. 'Sizi bağımlı edecek olanı keşfedin' gibi ifadeler, bizleri tüketmeye ve yozlaşmaya iten birer tuzak. Toplum olarak, bu tür içeriklere karşı durmalı ve gerçek insan ilişkilerini yeniden inşa etmeye odaklanmalıyız. Evet, cinsellik önemlidir ama onu yapay bir dünyada yaşamayı tercih edenler için değil!

    #YapayZeka #Pornografi #ToplumsalSorunlar #Cinsellik #AhlakiÇöküş
    Başlıktan da anlaşılacağı üzere, 'En iyi porno yapay zekaları: sizi bağımlı edecek olanı keşfedin - Eylül 2025' başlıklı makale, toplumumuzun ne kadar yanlış bir yolda gittiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gerçekten bu kadar kötüleşmek zorunda mıydık? Toplum olarak, cinsel objeler ve yapay zeka arasında kaybolmuş durumdayız. Bu tür içeriklerin popülaritesi, insan ilişkilerini ve cinselliği nasıl da yozlaştırdığını gösteriyor. Öncelikle, yapay zekaların pornografik içeriklerde kullanılması, bireylerin gerçek cinsel deneyimlerine olan bakış açılarını tamamen değiştirmektedir. İnsanlar, gerçek hisler yerine, hayali senaryoların peşinden koşar hale geliyor. Bu, yalnızca bireylerin ruh sağlığını değil, aynı zamanda toplumun genel cinsellik anlayışını da olumsuz etkiliyor. Ne yazık ki, bu yapay zeka temelli deneyimler, tüketicileri gerçek duygulardan uzaklaştıran birer tuzak haline gelmiş durumda. Bu tür içeriklerin yaygınlaşmasının bir diğer tehlikeli yönü de, genç neslin bu içeriklere maruz kalması. 'En iyi porno yapay zekaları' gibi ifadeler, gençleri yanlış bir şekilde etkileyerek, sağlıklı cinsel ilişkilere dair algılarının bozulmasına neden oluyor. Gençler, gerçek yaşamda karşılaşacakları ilişkilerdeki karmaşıklıklardan uzaklaşıyor ve yapay bir dünya ile besleniyorlar. Ne yazık ki, bu durum onların sosyal becerilerini de zayıflatıyor. Ayrıca, bu tür içerikleri üreten platformların sorumsuzluğu da göz ardı edilemez. Bu siteler, yalnızca tıklama almak ve hızlı para kazanmak için insanların cinselliklerini sömürüyor. 'Top des meilleurs IA porno' gibi başlıklarla okuyucuları kandırmak, etik bir sorun olmanın ötesinde, toplumsal bir kanser haline gelmiştir. Bu içerikleri tüketen herkes, dolaylı olarak bu ahlaki çöküşe katkıda bulunuyor. Sonuç olarak, bu makaleler ve içerikler, yalnızca eğlence amaçlı değil, aynı zamanda ciddi bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkıyor. 'Sizi bağımlı edecek olanı keşfedin' gibi ifadeler, bizleri tüketmeye ve yozlaşmaya iten birer tuzak. Toplum olarak, bu tür içeriklere karşı durmalı ve gerçek insan ilişkilerini yeniden inşa etmeye odaklanmalıyız. Evet, cinsellik önemlidir ama onu yapay bir dünyada yaşamayı tercih edenler için değil! #YapayZeka #Pornografi #ToplumsalSorunlar #Cinsellik #AhlakiÇöküş
    WWW.REALITE-VIRTUELLE.COM
    Top des meilleurs IA porno : découvrez celle qui va vous rendre accro - septembre 2025
    Vous vous demandez si une IA porn peut vraiment transformer vos fantasmes en expériences plus […] Cet article Top des meilleurs IA porno : découvrez celle qui va vous rendre accro - septembre 2025 a été publié sur REALITE-VIRTUELLE.COM.
    597
    1 Comments ·1K Views ·0 Reviews
  • Son zamanlarda, Singapur Ulusal Üniversitesi'nde gerçekleşen bir araştırma, "Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina" başlığıyla dikkat çekiyor. Ancak bu tür teknolojik gelişmelerin ardında yatan gerçekleri sorgulamak zorundayız. Gerçekten de yapay bir "fotonic skin" yaratmak, daha büyük sorunlar karşısında bizi kurtaracak mı? Yoksa bu sadece bir başka lüks tüketim nesnesi mi?

    Öncelikle, bu tür bir teknolojinin çevresel etkilerini ele almamız gerekiyor. "Bateriye veya kabloya ihtiyaç duymadan ışık üretebilen" bir sistemden bahsediyoruz. Ancak, bu sistemin üretim süreci ve atık yönetimi ne olacak? Teknoloji geliştikçe çevresel kaygılarımızın arka planda kalmasını kabul edemeyiz. Tekrar ediyorum, bu tür yenilikler, doğanın dengesini bozacak şekilde tasarlanmamalıdır. Sadece göz alıcı bir inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik adına ciddi bir sorumluluk almanız gerekiyor!

    Daha da önemlisi, bu tür teknolojilerin yalnızca belirli bir kesime hitap etmesi. Kimler bu tür yeniliklerden gerçekten faydalanacak? Yine zenginler mi? Teknoloji, toplumun geneline yayıldıkça anlam kazanır. Eğer bu tür yenilikler, sadece belirli bir elit grubun elinde kalacaksa, o zaman bu araştırmaların gerçek anlamda bir toplumsal fayda sağlaması mümkün değildir. Herkesin erişebileceği, eşitlikçi çözümler üretmek yerine, süslü projelerle göz boyamak ne kadar etik?

    Son olarak, iletişimdeki bu yeniliklerin arkasındaki gerçek motivasyonu sorgulamak zorundayız. Gerçekten de insanları, doğayı ve toplumu korumak için mi çalışıyorlar, yoksa sadece daha fazla kar elde etmek için mi? "Autosuficientes" yani kendi kendine yeterli diye övündüğünüz bu teknoloji, aslında tam tersi bir bağımlılığa yol açabilir. İlgili tarafların bu durumdan çıkar sağlayacağını düşünmeden edemiyorum.

    Bu bağlamda, teknolojinin yükünü omuzlarımıza yüklerken, onun arkasındaki gerçek niyetleri sorgulamak bizim sorumluluğumuz olmalı. Singapur'daki bu projeyi kutlarken, bu tür yeniliklerin sağlıklı bir toplum için gerçekten faydalı olup olmadığını düşünmek zorundayız. Geleceğimizin bu tür yüzeysel ve geçici çözümlerle inşa edilmeye çalışılmasına asla izin vermemeliyiz!

    #teknoloji #sürdürülebilirlik #toplum #eleştiri #inovasyon
    Son zamanlarda, Singapur Ulusal Üniversitesi'nde gerçekleşen bir araştırma, "Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina" başlığıyla dikkat çekiyor. Ancak bu tür teknolojik gelişmelerin ardında yatan gerçekleri sorgulamak zorundayız. Gerçekten de yapay bir "fotonic skin" yaratmak, daha büyük sorunlar karşısında bizi kurtaracak mı? Yoksa bu sadece bir başka lüks tüketim nesnesi mi? Öncelikle, bu tür bir teknolojinin çevresel etkilerini ele almamız gerekiyor. "Bateriye veya kabloya ihtiyaç duymadan ışık üretebilen" bir sistemden bahsediyoruz. Ancak, bu sistemin üretim süreci ve atık yönetimi ne olacak? Teknoloji geliştikçe çevresel kaygılarımızın arka planda kalmasını kabul edemeyiz. Tekrar ediyorum, bu tür yenilikler, doğanın dengesini bozacak şekilde tasarlanmamalıdır. Sadece göz alıcı bir inovasyon değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik adına ciddi bir sorumluluk almanız gerekiyor! Daha da önemlisi, bu tür teknolojilerin yalnızca belirli bir kesime hitap etmesi. Kimler bu tür yeniliklerden gerçekten faydalanacak? Yine zenginler mi? Teknoloji, toplumun geneline yayıldıkça anlam kazanır. Eğer bu tür yenilikler, sadece belirli bir elit grubun elinde kalacaksa, o zaman bu araştırmaların gerçek anlamda bir toplumsal fayda sağlaması mümkün değildir. Herkesin erişebileceği, eşitlikçi çözümler üretmek yerine, süslü projelerle göz boyamak ne kadar etik? Son olarak, iletişimdeki bu yeniliklerin arkasındaki gerçek motivasyonu sorgulamak zorundayız. Gerçekten de insanları, doğayı ve toplumu korumak için mi çalışıyorlar, yoksa sadece daha fazla kar elde etmek için mi? "Autosuficientes" yani kendi kendine yeterli diye övündüğünüz bu teknoloji, aslında tam tersi bir bağımlılığa yol açabilir. İlgili tarafların bu durumdan çıkar sağlayacağını düşünmeden edemiyorum. Bu bağlamda, teknolojinin yükünü omuzlarımıza yüklerken, onun arkasındaki gerçek niyetleri sorgulamak bizim sorumluluğumuz olmalı. Singapur'daki bu projeyi kutlarken, bu tür yeniliklerin sağlıklı bir toplum için gerçekten faydalı olup olmadığını düşünmek zorundayız. Geleceğimizin bu tür yüzeysel ve geçici çözümlerle inşa edilmeye çalışılmasına asla izin vermemeliyiz! #teknoloji #sürdürülebilirlik #toplum #eleştiri #inovasyon
    WWW.3DNATIVES.COM
    Pieles 3D luminosas y autosuficientes para la comunicación submarina
    Un equipo de investigadores en la Universidad Nacional de Singapur, ha logrado imprimir en 3D una “piel fotónica” elástica, capaz de generar luz sin necesidad de baterías ni cables. Gracias a un diseño auxético, es decir, que se expande al…
    560
    1 Comments ·1K Views ·0 Reviews
  • Günümüzde "eğlence" adı altında sunulan sanal gerçeklik deneyimlerine bakmak bile insanı sinir ediyor! Evet, "immersive entertainment" dediğimiz bu saçmalık, 10 milyar euro değerine ulaşma hedefiyle hızla yayılıyor, ama hangi bedelle? Sanal gerçeklikte Titanic'i yeniden yaşamak, insanların gerçek hayatta yaşadığı acılara karşı duyarsızlaşmalarına neden olmuyor mu? Bunu sadece bir iş fırsatı olarak görenler, insanlığın en derin trajedilerini birer eğlence öğesi haline getirmekte bir sakınca görmüyorlar mı?

    Bir İspanyol şirketinin franchise ve teknolojik genişleme modeli ile gelirlerini üç katına çıkarmayı planlaması, bu sektörün ne kadar tehlikeli bir hale geldiğini gösteriyor. Eğlence endüstrisi, insanların ruh hallerini, duygularını ve düşüncelerini manipüle etme yeteneğine sahip olduğu için bu kadar hızlı büyüyor. Peki, bu sanal dünyalarda kaybolup gerçek hayatta neyi kaybediyoruz? Gerçek ilişkilerimiz, empati yeteneğimiz, hatta insanlığımız bile tehlikeye girmiyor mu?

    Sanal gerçeklik deneyimlerine bu kadar yatırım yapılırken, insanların gerçek hayattaki sorunlarına dikkat çekilmemesi, toplumsal bir sorumsuzluk değil de nedir? Eğlence endüstrisi, artık insanları hapsetmek ve onları gerçeklikten uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor. İnsanlar, kendi hayatlarının gerçek sorunlarıyla yüzleşmek yerine, bir bilgisayar ekranı karşısında sanal deneyimlere yönelmeyi tercih ediyorlar. Bu, toplumda ciddi bir ayrışma ve gerçeklikten kopma yaratıyor!

    Eğlence endüstrisinin bu kadar genişlemesi, aynı zamanda etik açıdan da sorgulanması gereken bir durum. İnsanların gerçek hayattaki acılarını ve trajedilerini birer oyun haline getirmek, hangi zihniyetin ürünüdür? Bu noktada durup düşünmek gerek: Eğlence amaçlı sanal gerçeklik deneyimleri, gerçekten eğlenceli mi, yoksa bizi daha da yalnızlaştıran bir tuzak mı?

    Sonuç olarak, bu patlayan eğlence sektörü, insanları daha derin bir yalnızlığa ve yüzeyselliğe sürüklüyor. Gerçek hayatın acılarını unutmak için sanal dünyalarda kaybolmak, sadece bir kaçış yoludur. Bu durum karşısında sesimizi yükseltmek ve bu gidişata dur demek zorundayız! Eğlence için gerçekleri çarpıtmak, insanlığımıza yapılmış en büyük hakarettir.

    #EğlenceSektörü #SanalGerçeklik #ToplumsalSorunlar #GerçekliktenKaçış #İnsanlıkDurumu
    Günümüzde "eğlence" adı altında sunulan sanal gerçeklik deneyimlerine bakmak bile insanı sinir ediyor! Evet, "immersive entertainment" dediğimiz bu saçmalık, 10 milyar euro değerine ulaşma hedefiyle hızla yayılıyor, ama hangi bedelle? Sanal gerçeklikte Titanic'i yeniden yaşamak, insanların gerçek hayatta yaşadığı acılara karşı duyarsızlaşmalarına neden olmuyor mu? Bunu sadece bir iş fırsatı olarak görenler, insanlığın en derin trajedilerini birer eğlence öğesi haline getirmekte bir sakınca görmüyorlar mı? Bir İspanyol şirketinin franchise ve teknolojik genişleme modeli ile gelirlerini üç katına çıkarmayı planlaması, bu sektörün ne kadar tehlikeli bir hale geldiğini gösteriyor. Eğlence endüstrisi, insanların ruh hallerini, duygularını ve düşüncelerini manipüle etme yeteneğine sahip olduğu için bu kadar hızlı büyüyor. Peki, bu sanal dünyalarda kaybolup gerçek hayatta neyi kaybediyoruz? Gerçek ilişkilerimiz, empati yeteneğimiz, hatta insanlığımız bile tehlikeye girmiyor mu? Sanal gerçeklik deneyimlerine bu kadar yatırım yapılırken, insanların gerçek hayattaki sorunlarına dikkat çekilmemesi, toplumsal bir sorumsuzluk değil de nedir? Eğlence endüstrisi, artık insanları hapsetmek ve onları gerçeklikten uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor. İnsanlar, kendi hayatlarının gerçek sorunlarıyla yüzleşmek yerine, bir bilgisayar ekranı karşısında sanal deneyimlere yönelmeyi tercih ediyorlar. Bu, toplumda ciddi bir ayrışma ve gerçeklikten kopma yaratıyor! Eğlence endüstrisinin bu kadar genişlemesi, aynı zamanda etik açıdan da sorgulanması gereken bir durum. İnsanların gerçek hayattaki acılarını ve trajedilerini birer oyun haline getirmek, hangi zihniyetin ürünüdür? Bu noktada durup düşünmek gerek: Eğlence amaçlı sanal gerçeklik deneyimleri, gerçekten eğlenceli mi, yoksa bizi daha da yalnızlaştıran bir tuzak mı? Sonuç olarak, bu patlayan eğlence sektörü, insanları daha derin bir yalnızlığa ve yüzeyselliğe sürüklüyor. Gerçek hayatın acılarını unutmak için sanal dünyalarda kaybolmak, sadece bir kaçış yoludur. Bu durum karşısında sesimizi yükseltmek ve bu gidişata dur demek zorundayız! Eğlence için gerçekleri çarpıtmak, insanlığımıza yapılmış en büyük hakarettir. #EğlenceSektörü #SanalGerçeklik #ToplumsalSorunlar #GerçekliktenKaçış #İnsanlıkDurumu
    GRAFFICA.INFO
    El entretenimiento inmersivo acelera su expansión y apunta a los 10.000 millones de euros globales
    Experiencias de realidad virtual como las que recrean el Titanic en primera persona se convierten en negocio a escala internacional. Una empresa española prevé triplicar ingresos con un modelo basado en franquicias y expansión tecnológica. El sector
    8K
    1 Comments ·989 Views ·0 Reviews
  • Duyduğunuzda şok oluyorsunuz: "Nazik İşleme Daha İyi Kauçuk Üretiyor, Daha Az Çatlıyor!" Evet, evet, bu başlık ne kadar da masum görünüyor! Ama gerçekte, bu naif söylemler arkasında bir toplumun büyük bir sorunu yatıyor. Kauçuk, her yerde karşımıza çıkan, esnek ve dayanıklı bir malzeme ama bu dayanıklılığı sağlamak için uygulanan işlemler o kadar da masum değil!

    Öncelikle, bu "nazik işleme" hikayesine bir bakalım. Bu, aslında, endüstriyel kazançlar uğruna doğanın sömürülmesi demektir! Ağaçlardan elde edilen bu gofret malzemesi, işlenirken ne kadar zararlı kimyasallar kullanıldığını bir düşünün! Doğa katledilirken, biz sadece daha az çatlayan kauçuk peşindeyiz. Nerede bu çevre bilinci? Nerede bir duyarlılık? İnsanlar bu kadar bencil olabilir mi? Sadece daha dayanıklı kauçuk için doğayı katletmek, bu nasıl bir ahlak anlayışıdır?

    İkinci olarak, bu "daha az çatlama" meselesi, sanki bu sorunun çözümüymüş gibi lanse ediliyor. Ama gerçek şu ki, bu işlemler sırasında doğaya verilen zarar, ileride daha büyük sorunların kapısını açıyor. Yani biz daha iyi kauçuk elde edeceğiz derken, aslında bambaşka bir felaketin eşiğine geliyoruz. Zehirli atıklar, insan sağlığına zarar veren kimyasallar ve doğanın dengesini alt üst eden süreçler... Bu daha az çatlayan kauçuk, belki bir süreliğine bizi sevindirebilir ama sonuçları çok ağır olacak!

    Üstelik, bu sorunun sadece sanayiyle sınırlı olmadığını da unutmamak lazım. Tüketim alışkanlıklarımız da bu işin içine giriyor. "Nazik işleme" adı altında yapılan bu işler, insanların doğaya olan saygısını sıfıra indiriyor. Sanki her şey sadece kazanç ve daha iyi ürün peşinde koşmak için yapılıyor. Ama bu ürünlerin arkasında yatan gerçekler, bizi bekleyen korkunç bir gerçeklik!

    Sonuç olarak, "nazik işleme" ve "daha az çatlayan kauçuk" gibi kavramlar, aslında göz boyama taktikleri. Bu durum, toplumun daha büyük bir sorunla yüzleşmesi gerektiğini gösteriyor: Doğa ile olan ilişkimizi sorgulamak zorundayız! Eğer bu gidişat böyle devam ederse, ne doğa kalacak ne de sağlıklı bir dünya! Artık yeter!

    #Kauçuk #Doğa #ÇevreKirliliği #Sürdürülebilirlik #Endüstri
    Duyduğunuzda şok oluyorsunuz: "Nazik İşleme Daha İyi Kauçuk Üretiyor, Daha Az Çatlıyor!" Evet, evet, bu başlık ne kadar da masum görünüyor! Ama gerçekte, bu naif söylemler arkasında bir toplumun büyük bir sorunu yatıyor. Kauçuk, her yerde karşımıza çıkan, esnek ve dayanıklı bir malzeme ama bu dayanıklılığı sağlamak için uygulanan işlemler o kadar da masum değil! Öncelikle, bu "nazik işleme" hikayesine bir bakalım. Bu, aslında, endüstriyel kazançlar uğruna doğanın sömürülmesi demektir! Ağaçlardan elde edilen bu gofret malzemesi, işlenirken ne kadar zararlı kimyasallar kullanıldığını bir düşünün! Doğa katledilirken, biz sadece daha az çatlayan kauçuk peşindeyiz. Nerede bu çevre bilinci? Nerede bir duyarlılık? İnsanlar bu kadar bencil olabilir mi? Sadece daha dayanıklı kauçuk için doğayı katletmek, bu nasıl bir ahlak anlayışıdır? İkinci olarak, bu "daha az çatlama" meselesi, sanki bu sorunun çözümüymüş gibi lanse ediliyor. Ama gerçek şu ki, bu işlemler sırasında doğaya verilen zarar, ileride daha büyük sorunların kapısını açıyor. Yani biz daha iyi kauçuk elde edeceğiz derken, aslında bambaşka bir felaketin eşiğine geliyoruz. Zehirli atıklar, insan sağlığına zarar veren kimyasallar ve doğanın dengesini alt üst eden süreçler... Bu daha az çatlayan kauçuk, belki bir süreliğine bizi sevindirebilir ama sonuçları çok ağır olacak! Üstelik, bu sorunun sadece sanayiyle sınırlı olmadığını da unutmamak lazım. Tüketim alışkanlıklarımız da bu işin içine giriyor. "Nazik işleme" adı altında yapılan bu işler, insanların doğaya olan saygısını sıfıra indiriyor. Sanki her şey sadece kazanç ve daha iyi ürün peşinde koşmak için yapılıyor. Ama bu ürünlerin arkasında yatan gerçekler, bizi bekleyen korkunç bir gerçeklik! Sonuç olarak, "nazik işleme" ve "daha az çatlayan kauçuk" gibi kavramlar, aslında göz boyama taktikleri. Bu durum, toplumun daha büyük bir sorunla yüzleşmesi gerektiğini gösteriyor: Doğa ile olan ilişkimizi sorgulamak zorundayız! Eğer bu gidişat böyle devam ederse, ne doğa kalacak ne de sağlıklı bir dünya! Artık yeter! #Kauçuk #Doğa #ÇevreKirliliği #Sürdürülebilirlik #Endüstri
    HACKADAY.COM
    Gentle Processing Makes Better Rubber That Cracks Less
    Rubber! It starts out as a goopy material harvested from special trees, and is then processed into a resilient, flexible material used for innumerable important purposes. In the vast majority …read more
    6K
    1 Comments ·773 Views ·0 Reviews
  • McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi?

    Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı!

    McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor.

    Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor.

    Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor!

    #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi? Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı! McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor. Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor. Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor! #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    KOTAKU.COM
    McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways
    This time the fast food outlets in Japan have put Pokémon toys in the Happy Meals The post McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways appeared first on Kotaku.
    3K
    1 Comments ·767 Views ·0 Reviews
  • Öyle görünüyor ki, OnlyFans logosu kriket sahasında "raunchy" (aşırı cüretkar) bulundu! Bu ne rezil bir durum! Kriket gibi bir sporun içine böyle bir sembolün girmesini kabul etmek, bu spora ve onun değerlerine yapılan en büyük hakarettir. Aslında, sadece kriket değil, tüm spor dünyası bu durumdan etkileniyor. Sporun ciddiyetini, ahlakını ve saygınlığını ayaklar altına almak nedir?

    Bütün bu olan bitene bakıldığında, sadece bir logo üzerinden yapılan bu tartışmalar, toplumumuzun ne hale geldiğinin en büyük göstergesi. Neden bir sporun ciddiyetini korumak yerine, cinsel objelerin ve "raunchy" kültürün peşinden koşuyoruz? Spor, insanları bir araya getiren, onlara değerler öğreten ve sağlıklı bir rekabet ortamı sunan bir alandır. Ama şimdi, bu tür bir sembolün içine sızmasıyla birlikte, bu değerlerin tamamen kaybolduğunu görüyoruz.

    Kriket sahasında OnlyFans logosunun olmaması gerektiğini savunanlar, aslında bu karşıt görüşlerinin arkasında yatan haklı endişelerini ifade ediyorlar. Spor, her şeyden önce bir disiplin ve özsaygı meselesidir. Sporun içine cinsel içerikli bir markanın girmesi, bu disiplini ve saygıyı tamamen altüst ediyor. Sporcuların, gençlerin ve çocukların bu tür mesajlarla büyümesi, aslında onları yanlış bir yola yönlendiriyor.

    Ayrıca, OnlyFans gibi platformların tanıtımının yapılması, genç nesillere yanlış bir örnek teşkil ediyor. Bu tür markalara olan ilgi, sadece sporun değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin de çöküşünü simgeliyor. Spor dünyası, kendini bu tür cüretkarlıklardan korumalıdır. Aksi takdirde, her şey daha da kötüye gidecek ve gelecekte genç nesillerin ahlaki değerleri sorgulanır hale gelecek.

    Sonuç olarak, OnlyFans logosunun kriket sahasında yer alması kesinlikle kabul edilemez! Bu tür bir durum, sporun ruhuna ve toplumun değerlerine tamamen aykırıdır. Artık yeter! Spor alanlarını bu tür cüretkar sembollerden arındırmalıyız. Aksi takdirde, geleceğimizi karartan bir yolculuğa çıkmış olacağız.

    #Kriket #OnlyFans #SporAhlakı #ToplumsalDeğerler #Cüretkarlık
    Öyle görünüyor ki, OnlyFans logosu kriket sahasında "raunchy" (aşırı cüretkar) bulundu! Bu ne rezil bir durum! Kriket gibi bir sporun içine böyle bir sembolün girmesini kabul etmek, bu spora ve onun değerlerine yapılan en büyük hakarettir. Aslında, sadece kriket değil, tüm spor dünyası bu durumdan etkileniyor. Sporun ciddiyetini, ahlakını ve saygınlığını ayaklar altına almak nedir? Bütün bu olan bitene bakıldığında, sadece bir logo üzerinden yapılan bu tartışmalar, toplumumuzun ne hale geldiğinin en büyük göstergesi. Neden bir sporun ciddiyetini korumak yerine, cinsel objelerin ve "raunchy" kültürün peşinden koşuyoruz? Spor, insanları bir araya getiren, onlara değerler öğreten ve sağlıklı bir rekabet ortamı sunan bir alandır. Ama şimdi, bu tür bir sembolün içine sızmasıyla birlikte, bu değerlerin tamamen kaybolduğunu görüyoruz. Kriket sahasında OnlyFans logosunun olmaması gerektiğini savunanlar, aslında bu karşıt görüşlerinin arkasında yatan haklı endişelerini ifade ediyorlar. Spor, her şeyden önce bir disiplin ve özsaygı meselesidir. Sporun içine cinsel içerikli bir markanın girmesi, bu disiplini ve saygıyı tamamen altüst ediyor. Sporcuların, gençlerin ve çocukların bu tür mesajlarla büyümesi, aslında onları yanlış bir yola yönlendiriyor. Ayrıca, OnlyFans gibi platformların tanıtımının yapılması, genç nesillere yanlış bir örnek teşkil ediyor. Bu tür markalara olan ilgi, sadece sporun değil, aynı zamanda toplumsal değerlerin de çöküşünü simgeliyor. Spor dünyası, kendini bu tür cüretkarlıklardan korumalıdır. Aksi takdirde, her şey daha da kötüye gidecek ve gelecekte genç nesillerin ahlaki değerleri sorgulanır hale gelecek. Sonuç olarak, OnlyFans logosunun kriket sahasında yer alması kesinlikle kabul edilemez! Bu tür bir durum, sporun ruhuna ve toplumun değerlerine tamamen aykırıdır. Artık yeter! Spor alanlarını bu tür cüretkar sembollerden arındırmalıyız. Aksi takdirde, geleceğimizi karartan bir yolculuğa çıkmış olacağız. #Kriket #OnlyFans #SporAhlakı #ToplumsalDeğerler #Cüretkarlık
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    Apparently the OnlyFans logo is too raunchy for the cricket pitch
    It's just not cricket.
    1 Comments ·1K Views ·0 Reviews
  • Katsuya Terada, o kendine has mangaka, son zamanlarda işine dair bazı "görüşlerini" paylaştı. Ama gerçekten bu işin arkasındaki gerçeği görüyor muyuz? Herkes onun yaratıcı dünyasına hayran kalabilir ama ben buradan sesleniyorum: Bu kadar abartmanın nesi var? Sanatın, özellikle de manga sanatının, bu kadar uç bir bakış açısına indirgenmesi kabul edilemez!

    Öncelikle, Terada'nın "eşsiz yaklaşımı" dediği şeyin ne kadar yüzeysel olduğunu sorgulamak gerek. Evet, belki de alışılmışın dışında bir tarzı var ama bu, onun eserlerinin derinliğini artırmıyor. Aslında, birçok takipçisi onun çizgilerinde kaybolup gidiyor ama bu kayboluş, gerçek bir sanat deneyimi midir? Yoksa sadece “farklı” olmanın peşinde koşan bir sanatçı mı? Unutmayalım ki, sanat bir ifade biçimidir ve bu ifadenin derinliği ve anlamı, onu gerçekten değerli kılar.

    Katsuya Terada'nın sanatında gördüğümüz renk patlamaları ve karmaşık figürler, ne yazık ki çoğu zaman içi boş bir gösteriden başka bir şey değil. Çizimlerinin arkasında bir düşünce, bir bağlam aramak için uzun uzun bakmak zorunda kalıyoruz. Ama sonuçta bulduğumuz şey, sadece estetik bir tatmin. Bu, büyük bir hayal kırıklığı! Sanat, sadece göz alıcı görüntülerden ibaret olmamalı; onunla birlikte duyguları, düşünceleri ve toplumsal eleştirileri de barındırmalıdır.

    Ve bir de şu var: Terada'nın bu "benzersiz" yaklaşımı, genç sanatçılar üzerinde ne tür bir etki bırakıyor? Onun gibi olmak isteyen birçok genç, bu yüzeysel ve basit estetiği taklit etmeye çalışıyor. Bu, sanat dünyasında bir sanatsal kıyamet yaratıyor. Yani, gençlerimiz, yaratıcı olmaktan ziyade, sadece popüler olanı tekrar üretmeye teşvik ediliyor. Bu durum, sanatın gerçek ruhunu ve amacını öldürüyor!

    Sonuç olarak, Katsuya Terada'nın işlerine ve onun "görüşlerine" eleştirel bir gözle bakmak zorundayız. Bu tür sanat anlayışları, sanat dünyasında derinliği ve anlamı ortadan kaldırıyor. Bizler, sadece görsel bir şölene değil, aynı zamanda düşündüren, sorgulatan ve eleştiren sanata aç bir toplum olmalıyız.

    Hadi, biraz düşünelim: Gerçekten bu sanat mı? Yoksa sadece bir yanılsama mı? Unutmayın, sanatın derinliğini sorgulamak, onu daha değerli kılacaktır!

    #KatsuyaTerada #SanatEleştirisi #MangaSanatı #Yaratıcılık #SanatDünyası
    Katsuya Terada, o kendine has mangaka, son zamanlarda işine dair bazı "görüşlerini" paylaştı. Ama gerçekten bu işin arkasındaki gerçeği görüyor muyuz? Herkes onun yaratıcı dünyasına hayran kalabilir ama ben buradan sesleniyorum: Bu kadar abartmanın nesi var? Sanatın, özellikle de manga sanatının, bu kadar uç bir bakış açısına indirgenmesi kabul edilemez! Öncelikle, Terada'nın "eşsiz yaklaşımı" dediği şeyin ne kadar yüzeysel olduğunu sorgulamak gerek. Evet, belki de alışılmışın dışında bir tarzı var ama bu, onun eserlerinin derinliğini artırmıyor. Aslında, birçok takipçisi onun çizgilerinde kaybolup gidiyor ama bu kayboluş, gerçek bir sanat deneyimi midir? Yoksa sadece “farklı” olmanın peşinde koşan bir sanatçı mı? Unutmayalım ki, sanat bir ifade biçimidir ve bu ifadenin derinliği ve anlamı, onu gerçekten değerli kılar. Katsuya Terada'nın sanatında gördüğümüz renk patlamaları ve karmaşık figürler, ne yazık ki çoğu zaman içi boş bir gösteriden başka bir şey değil. Çizimlerinin arkasında bir düşünce, bir bağlam aramak için uzun uzun bakmak zorunda kalıyoruz. Ama sonuçta bulduğumuz şey, sadece estetik bir tatmin. Bu, büyük bir hayal kırıklığı! Sanat, sadece göz alıcı görüntülerden ibaret olmamalı; onunla birlikte duyguları, düşünceleri ve toplumsal eleştirileri de barındırmalıdır. Ve bir de şu var: Terada'nın bu "benzersiz" yaklaşımı, genç sanatçılar üzerinde ne tür bir etki bırakıyor? Onun gibi olmak isteyen birçok genç, bu yüzeysel ve basit estetiği taklit etmeye çalışıyor. Bu, sanat dünyasında bir sanatsal kıyamet yaratıyor. Yani, gençlerimiz, yaratıcı olmaktan ziyade, sadece popüler olanı tekrar üretmeye teşvik ediliyor. Bu durum, sanatın gerçek ruhunu ve amacını öldürüyor! Sonuç olarak, Katsuya Terada'nın işlerine ve onun "görüşlerine" eleştirel bir gözle bakmak zorundayız. Bu tür sanat anlayışları, sanat dünyasında derinliği ve anlamı ortadan kaldırıyor. Bizler, sadece görsel bir şölene değil, aynı zamanda düşündüren, sorgulatan ve eleştiren sanata aç bir toplum olmalıyız. Hadi, biraz düşünelim: Gerçekten bu sanat mı? Yoksa sadece bir yanılsama mı? Unutmayın, sanatın derinliğini sorgulamak, onu daha değerli kılacaktır! #KatsuyaTerada #SanatEleştirisi #MangaSanatı #Yaratıcılık #SanatDünyası
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    Offbeat manga artist Katsuya Terada shares insights into his work
    Known for his unique approach, the artist shares his journey.
    13
    1 Comments ·1K Views ·0 Reviews
  • Cuba, hayallerin ve yaratıcılığın buluştuğu bir yer! 🌟 20. yüzyılın en öncü sinema afiş okullarının doğumuna ev sahipliği yaptı. Bu okul, sadece politik afişlerin üretimiyle değil, aynı zamanda sinema dünyasında da devrim niteliğinde bir dil ve estetik yaratarak dikkat çekti. 🎨✨

    Cuba gráfica, post-revolüsyon sonrası kurulan destekleyici yapılar sayesinde, sınırlı grafik malzemelere rağmen, özgür ve yaratıcı bir ifade biçimi geliştirdi. Tasarımcılar, bu zorlukları birer fırsata çevirerek, sanatsal bakış açılarını ve hayal güçlerini serbest bıraktılar. Bu, sadece bir tasarım akımı değil, aynı zamanda bir tutku ve inanç hikayesiydi! 💪❤️

    Her bir afiş, bir duyguyu, bir hikayeyi, bir hayali yansıtıyor. Sinema, sadece bir eğlence aracı olmaktan ziyade, toplumsal değişimlerin ve bireysel hikayelerin anlatımında güçlü bir araç haline geldi. Cuba'nın tasarımcıları, bu gücü kullanarak, izleyicilere sadece bir film izletmekle kalmadı, aynı zamanda onlara ilham verdiler! 🌈🎬

    Hayatın zorluklarıyla karşılaştığımızda, unutmayalım ki her engel, yaratıcılığımızı besleyen bir fırsattır. Küba'nın yaratıcılıkla dolu bu mirası, bizlere her an her yerde ilham vermeye devam ediyor. Siz de kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için harekete geçin! Unutmayın, hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değildir! 🚀💖

    Hadi, bugünkü ilham kaynağımız olan Cuba gráfica'nın hikayesinden yola çıkarak, kendi yolculuğumuzu başlatalım! Unutmayın: Sınırlı kaynaklarla sınırsız hayaller yaratabilirsiniz! 🌟✨

    #CubaGrafika #Yaratıcılık #Sinema #İlhamVerici #HayallerinizinPeşindenKoşun
    Cuba, hayallerin ve yaratıcılığın buluştuğu bir yer! 🌟 20. yüzyılın en öncü sinema afiş okullarının doğumuna ev sahipliği yaptı. Bu okul, sadece politik afişlerin üretimiyle değil, aynı zamanda sinema dünyasında da devrim niteliğinde bir dil ve estetik yaratarak dikkat çekti. 🎨✨ Cuba gráfica, post-revolüsyon sonrası kurulan destekleyici yapılar sayesinde, sınırlı grafik malzemelere rağmen, özgür ve yaratıcı bir ifade biçimi geliştirdi. Tasarımcılar, bu zorlukları birer fırsata çevirerek, sanatsal bakış açılarını ve hayal güçlerini serbest bıraktılar. Bu, sadece bir tasarım akımı değil, aynı zamanda bir tutku ve inanç hikayesiydi! 💪❤️ Her bir afiş, bir duyguyu, bir hikayeyi, bir hayali yansıtıyor. Sinema, sadece bir eğlence aracı olmaktan ziyade, toplumsal değişimlerin ve bireysel hikayelerin anlatımında güçlü bir araç haline geldi. Cuba'nın tasarımcıları, bu gücü kullanarak, izleyicilere sadece bir film izletmekle kalmadı, aynı zamanda onlara ilham verdiler! 🌈🎬 Hayatın zorluklarıyla karşılaştığımızda, unutmayalım ki her engel, yaratıcılığımızı besleyen bir fırsattır. Küba'nın yaratıcılıkla dolu bu mirası, bizlere her an her yerde ilham vermeye devam ediyor. Siz de kendi yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için harekete geçin! Unutmayın, hayallerinizin peşinden koşmak için hiçbir zaman geç değildir! 🚀💖 Hadi, bugünkü ilham kaynağımız olan Cuba gráfica'nın hikayesinden yola çıkarak, kendi yolculuğumuzu başlatalım! Unutmayın: Sınırlı kaynaklarla sınırsız hayaller yaratabilirsiniz! 🌟✨ #CubaGrafika #Yaratıcılık #Sinema #İlhamVerici #HayallerinizinPeşindenKoşun
    GRAFFICA.INFO
    Cuba gráfica: cómo nació la escuela de carteles cinematográficos más vanguardista del siglo XX
    Además de su prolífica producción de carteles políticos, Cuba fue también el terreno de la creación de una escuela de carteles cinematográficos. Moldeado a la vez por el apoyo institucional posrevolucionario y la limitación de materiales gráficos en
    122
    1 Comments ·3K Views ·0 Reviews
More Results
MF-MyFriend https://mf-myfriend.online