Upgrade auf Pro

  • kurumsal SEO, SEO yönetimi, içerik ölçeklendirme, teknik SEO, SEO zorlukları, çoklu ekip koordinasyonu

    ## Giriş

    Günümüz dijital çağında, arama motoru optimizasyonu (SEO), işletmelerin çevrimiçi varlıklarını artırmasının en etkili yollarından biri haline gelmiştir. Ancak, büyük ölçekli işletmeler için SEO yönetimi, yalnızca birkaç temel strateji ile sınırlı değildir. Kurumsal seviye SEO yönetimi, yalnızca teknik bilgi gerektirmekle kalmayıp, aynı zamanda çok sayıda ekip arasında etkin bir koord...
    kurumsal SEO, SEO yönetimi, içerik ölçeklendirme, teknik SEO, SEO zorlukları, çoklu ekip koordinasyonu ## Giriş Günümüz dijital çağında, arama motoru optimizasyonu (SEO), işletmelerin çevrimiçi varlıklarını artırmasının en etkili yollarından biri haline gelmiştir. Ancak, büyük ölçekli işletmeler için SEO yönetimi, yalnızca birkaç temel strateji ile sınırlı değildir. Kurumsal seviye SEO yönetimi, yalnızca teknik bilgi gerektirmekle kalmayıp, aynı zamanda çok sayıda ekip arasında etkin bir koord...
    Kurumsal Seviye SEO Yönetiminde Karşılaşılan Zorluklar ve Çözümler
    kurumsal SEO, SEO yönetimi, içerik ölçeklendirme, teknik SEO, SEO zorlukları, çoklu ekip koordinasyonu ## Giriş Günümüz dijital çağında, arama motoru optimizasyonu (SEO), işletmelerin çevrimiçi varlıklarını artırmasının en etkili yollarından biri haline gelmiştir. Ancak, büyük ölçekli işletmeler için SEO yönetimi, yalnızca birkaç temel strateji ile sınırlı değildir. Kurumsal seviye SEO...
    740
    1 Kommentare ·650 Ansichten ·0 Bewertungen
  • Apple, M4 MacBook Air 2025 modelini, Amazon Prime Büyük İndirim Günleri öncesinde dikkat çekici bir fiyata sunarak tüketicilerin ilgisini çekiyor. Bu durum, teknoloji tutkunları için önemli bir fırsat yaratıyor. Özellikle Apple'ın, 2026 yılında yeni bir model piyasaya sürme planları olduğu düşünülürse, mevcut M4 MacBook Air'ların fiyatlarının düşmesi oldukça mantıklı bir strateji olarak görünüyor.

    ## M4 MacBook Air: Hız ve Performans

    Apple'ın M4 çipi, kullanıcılar için yüksek performans sunma...
    Apple, M4 MacBook Air 2025 modelini, Amazon Prime Büyük İndirim Günleri öncesinde dikkat çekici bir fiyata sunarak tüketicilerin ilgisini çekiyor. Bu durum, teknoloji tutkunları için önemli bir fırsat yaratıyor. Özellikle Apple'ın, 2026 yılında yeni bir model piyasaya sürme planları olduğu düşünülürse, mevcut M4 MacBook Air'ların fiyatlarının düşmesi oldukça mantıklı bir strateji olarak görünüyor. ## M4 MacBook Air: Hız ve Performans Apple'ın M4 çipi, kullanıcılar için yüksek performans sunma...
    Apple 2025 M4 MacBook Air'ı Amazon Prime Büyük İndirim Günleri Öncesi Rekor Fiyata Temizliyor
    Apple, M4 MacBook Air 2025 modelini, Amazon Prime Büyük İndirim Günleri öncesinde dikkat çekici bir fiyata sunarak tüketicilerin ilgisini çekiyor. Bu durum, teknoloji tutkunları için önemli bir fırsat yaratıyor. Özellikle Apple'ın, 2026 yılında yeni bir model piyasaya sürme planları olduğu düşünülürse, mevcut M4 MacBook Air'ların fiyatlarının düşmesi oldukça mantıklı bir strateji olarak...
    614
    3 Kommentare ·965 Ansichten ·0 Bewertungen
  • Son zamanlarda yapay zeka ürünleri geliştiren işletmelerin sayısı hızla artıyor, ancak bu ürünlerin nasıl fiyatlandırılacağı konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor. “Yapay Zeka Ürünlerinin Fiyatlandırılması İçin Bir Çerçeve” başlıklı makalede, fiyatlandırma stratejileri üzerine bazı karar noktalarına değiniliyor. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Hayır, kesinlikle değil!

    Bu yazıda, işletmelere yapay zeka ürünlerine yönelik başarılı bir fiyatlandırma stratejisi oluşturmak için bazı kılavuzlar sunuluyor. Ancak, bu öneriler ne kadar uygulanabilir? İlk olarak, “ücretlendirme metrikleri” ve “faturalama modelleri” arasındaki seçim, işletmeleri kesinlikle zor bir duruma sokuyor. Hangi işletme, bu karmaşık yapının içinde kaybolmadan doğru kararı verebilir? Bütün bunlar, sadece bir pazarlama taktiği ve bir tür yanıltmaca olarak görünmüyor mu?

    Yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılmasında karşılaşacağınız temel sorunlardan biri, bu ürünlerin gerçek değerini belirlemekte yaşanan zorluktur. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını yeterince anlamadan yapay zeka ürünlerini piyasaya sürüyor ve ardından bu ürünlerin fiyatını belirlemeye çalışıyor. Bu, işletmelerin güvenilirliğini zedelerken, tüketicilerin de kaybettikleri güven nedeniyle daha fazla sorun yaşamalarına neden oluyor. Hangi akla hizmetle, bir ürünün değeri kullanıcıların beklentilerine göre değil de, sadece şirketlerin hırslarına göre belirleniyor?

    Ayrıca, “koruma tedbirleri” adı altında sunulan kısıtlamalar da oldukça sorunlu. Bu tedbirlerin amacı, kullanıcıları korumak gibi görünse de, aslında işletmelerin kendi çıkarlarını korumak için bir kalkan görevi görüyor. Kullanıcılar, bu ürünleri kullanmaya çalıştıklarında karşılaştıkları engeller ve sınırlamalarla, birer denek gibi hissetmeye başlıyor! Yapay zeka ürünleri, insanların hayatlarını kolaylaştırmak için var olmalıdır; ancak şu anki durum, bunun tam tersini gösteriyor.

    Sonuç olarak, yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılması konusunda sunulan bu basit çerçeve, gerçek sorunları göz ardı ediyor. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını ve beklentilerini dikkate almadan, sadece kendi kârlarını artırmaya yönelik bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar. Bu durum, hem işletmelerin hem de kullanıcıların zararına olan bir hal alıyor ve kimse bu döngüyü kırmak için adım atmıyor.

    Artık yeter! Yapay zeka ürünleri birer araç olmalıdır, onları paraya dönüştüren birer tuzak değil!

    #YapayZeka #Fiyatlandırma #Teknoloji #İşletme #TüketiciHakları
    Son zamanlarda yapay zeka ürünleri geliştiren işletmelerin sayısı hızla artıyor, ancak bu ürünlerin nasıl fiyatlandırılacağı konusunda ciddi bir karmaşa yaşanıyor. “Yapay Zeka Ürünlerinin Fiyatlandırılması İçin Bir Çerçeve” başlıklı makalede, fiyatlandırma stratejileri üzerine bazı karar noktalarına değiniliyor. Ama gerçekten bu kadar basit mi? Hayır, kesinlikle değil! Bu yazıda, işletmelere yapay zeka ürünlerine yönelik başarılı bir fiyatlandırma stratejisi oluşturmak için bazı kılavuzlar sunuluyor. Ancak, bu öneriler ne kadar uygulanabilir? İlk olarak, “ücretlendirme metrikleri” ve “faturalama modelleri” arasındaki seçim, işletmeleri kesinlikle zor bir duruma sokuyor. Hangi işletme, bu karmaşık yapının içinde kaybolmadan doğru kararı verebilir? Bütün bunlar, sadece bir pazarlama taktiği ve bir tür yanıltmaca olarak görünmüyor mu? Yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılmasında karşılaşacağınız temel sorunlardan biri, bu ürünlerin gerçek değerini belirlemekte yaşanan zorluktur. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını yeterince anlamadan yapay zeka ürünlerini piyasaya sürüyor ve ardından bu ürünlerin fiyatını belirlemeye çalışıyor. Bu, işletmelerin güvenilirliğini zedelerken, tüketicilerin de kaybettikleri güven nedeniyle daha fazla sorun yaşamalarına neden oluyor. Hangi akla hizmetle, bir ürünün değeri kullanıcıların beklentilerine göre değil de, sadece şirketlerin hırslarına göre belirleniyor? Ayrıca, “koruma tedbirleri” adı altında sunulan kısıtlamalar da oldukça sorunlu. Bu tedbirlerin amacı, kullanıcıları korumak gibi görünse de, aslında işletmelerin kendi çıkarlarını korumak için bir kalkan görevi görüyor. Kullanıcılar, bu ürünleri kullanmaya çalıştıklarında karşılaştıkları engeller ve sınırlamalarla, birer denek gibi hissetmeye başlıyor! Yapay zeka ürünleri, insanların hayatlarını kolaylaştırmak için var olmalıdır; ancak şu anki durum, bunun tam tersini gösteriyor. Sonuç olarak, yapay zeka ürünlerinin fiyatlandırılması konusunda sunulan bu basit çerçeve, gerçek sorunları göz ardı ediyor. İşletmeler, kullanıcıların ihtiyaçlarını ve beklentilerini dikkate almadan, sadece kendi kârlarını artırmaya yönelik bir strateji geliştirmeye çalışıyorlar. Bu durum, hem işletmelerin hem de kullanıcıların zararına olan bir hal alıyor ve kimse bu döngüyü kırmak için adım atmıyor. Artık yeter! Yapay zeka ürünleri birer araç olmalıdır, onları paraya dönüştüren birer tuzak değil! #YapayZeka #Fiyatlandırma #Teknoloji #İşletme #TüketiciHakları
    STRIPE.COM
    A framework for pricing AI products
    While businesses are rapidly building AI products, monetization remains a challenge. In this post, we share a framework for building a successful pricing strategy with key decision points on charge metrics, billing models, and guardrails.
    686
    1 Kommentare ·1KB Ansichten ·0 Bewertungen
  • Son zamanlarda oyun dünyasında yaşanan gelişmeler, sanki bir reality show senaryosundan fırlamış gibi. İlk olarak, Silksong'un Kim Kardashian'dan ilham aldığını duyduğumuzda, aklımıza gelen ilk soru "Neden?" oldu. Belki de oyunun içerisine bir 'selfie' modu eklemeyi düşünmüşlerdir. Kim'in her anı paylaşma konusunda uzman olduğunu göz önüne alırsak, bu gerçekten de mantıklı bir adım olabilir!

    Ama bu sadece başlangıç. Geliştiricilerin Filistin için birleştiği haberini duyduğumuzda, duygusal bir an yaşamadık dersem yalan olur. Oyun dünyasının bu kadar sosyal sorumluluk alması, belki de Call of Duty'nin yeni oyunu için daha fazla para kazanma planlarını gizlemeye çalıştıkları bir strateji mi? "Hadi, biraz empati gösterelim, böylece yeni DLC'lerimizi satabiliriz" yaklaşımını pek sevmiyorum ama neyse ki bu oyun dünyasında her şey mümkün!

    Ve tabii ki, eski Polygon çalışanlarının Rogue'a geçiş yapması, sanırım oyun dünyasında bir 'çalışan sirkülasyonu' trendinin başladığını gösteriyor. Belki de bu, "Her şey bir oyun, biz de oyuncuyuz" mottosunu benimsemiş olanlar için yeni bir fırsat. Nasıl olsa ne kadar çok oyun değiştirirseniz, o kadar çok ruh hali değişikliği yaşarsınız, değil mi?

    Bütün bu gelişmelerin ortasında, Call of Duty’nin daha fazla para kazanma yarışına girdiğini görmek, aslında bu işin komedisi. Yani, "Evet, bir dünya savaşı yapalım ama lütfen premium içeriği unutmadan!" yaklaşımı, oyunseverlerin ruh halini yansıtıyor. Oyuncuların "yeterince savaştık, biraz da dinlenelim" dediği zamanlarda, geliştiricilerin ne kadar kar elde etmeye çalıştığını görmek oldukça ilginç.

    Sonuç olarak, bu Patch Notes #21, ne kadar ilginç gelişmelere ev sahipliği yapsa da, bir o kadar da gülünecek durumlar içeriyor. Herkesin kendi oyununu oynadığı bu dünyada, belki de biraz mizah ve alay her zamankinden daha önemli. Çünkü en sonunda, hepimiz aynı oyunun içerisindeyiz; sadece rolümüz değişiyor.

    #OyunDünyası #Silksong #KimKardashian #CallOfDuty #Geliştiriciler
    Son zamanlarda oyun dünyasında yaşanan gelişmeler, sanki bir reality show senaryosundan fırlamış gibi. İlk olarak, Silksong'un Kim Kardashian'dan ilham aldığını duyduğumuzda, aklımıza gelen ilk soru "Neden?" oldu. Belki de oyunun içerisine bir 'selfie' modu eklemeyi düşünmüşlerdir. Kim'in her anı paylaşma konusunda uzman olduğunu göz önüne alırsak, bu gerçekten de mantıklı bir adım olabilir! Ama bu sadece başlangıç. Geliştiricilerin Filistin için birleştiği haberini duyduğumuzda, duygusal bir an yaşamadık dersem yalan olur. Oyun dünyasının bu kadar sosyal sorumluluk alması, belki de Call of Duty'nin yeni oyunu için daha fazla para kazanma planlarını gizlemeye çalıştıkları bir strateji mi? "Hadi, biraz empati gösterelim, böylece yeni DLC'lerimizi satabiliriz" yaklaşımını pek sevmiyorum ama neyse ki bu oyun dünyasında her şey mümkün! Ve tabii ki, eski Polygon çalışanlarının Rogue'a geçiş yapması, sanırım oyun dünyasında bir 'çalışan sirkülasyonu' trendinin başladığını gösteriyor. Belki de bu, "Her şey bir oyun, biz de oyuncuyuz" mottosunu benimsemiş olanlar için yeni bir fırsat. Nasıl olsa ne kadar çok oyun değiştirirseniz, o kadar çok ruh hali değişikliği yaşarsınız, değil mi? Bütün bu gelişmelerin ortasında, Call of Duty’nin daha fazla para kazanma yarışına girdiğini görmek, aslında bu işin komedisi. Yani, "Evet, bir dünya savaşı yapalım ama lütfen premium içeriği unutmadan!" yaklaşımı, oyunseverlerin ruh halini yansıtıyor. Oyuncuların "yeterince savaştık, biraz da dinlenelim" dediği zamanlarda, geliştiricilerin ne kadar kar elde etmeye çalıştığını görmek oldukça ilginç. Sonuç olarak, bu Patch Notes #21, ne kadar ilginç gelişmelere ev sahipliği yapsa da, bir o kadar da gülünecek durumlar içeriyor. Herkesin kendi oyununu oynadığı bu dünyada, belki de biraz mizah ve alay her zamankinden daha önemli. Çünkü en sonunda, hepimiz aynı oyunun içerisindeyiz; sadece rolümüz değişiyor. #OyunDünyası #Silksong #KimKardashian #CallOfDuty #Geliştiriciler
    WWW.GAMEDEVELOPER.COM
    Silksong channels Kim Kardashian, developers unite for Palestine, and former Polygon staffers become Rogue - Patch Notes #21
    Plus: Call of Duty is about to make even more money and has MindsEye left IOI's publishing dreams in tatters?
    509
    1 Kommentare ·1KB Ansichten ·0 Bewertungen
  • Bu yazı, piyasa yerlerinin ve DTC (Doğrudan Tüketiciye) sitelerinin nasıl dengeleneceğine dair yapılan tartışmaların ne kadar yüzeysel ve yanıltıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Shopify satışlarını artırmanın dertleriyle boğuşan birçok işletme sahibi, bu "uzmanların" tavsiyelerine kulak vererek kendi kendilerini vuruyorlar. Özellikle, piyasaların dominasyonu altında kaybolmuş bir DTC stratejisi geliştirmek, iş dünyasında bir felakete dönüşüyor.

    Öncelikle, her yazıda vurgulanan "özel teklifler" ve "sadakat programları" gibi kavramların koca birer şişirme olduğunu anlamamız gerekiyor. Gerçek şu ki, müşteriler artık sadece fiyatları değil, deneyimleri de kıyaslıyor. Eğer bir DTC sitesi, müşteri sadakatini artırmak istiyorsa, öncelikle gerçek bir farklılık sunması gerekiyor. Ancak bu, çoğu zaman piyasalar tarafından ezilmiş DTC siteleri için neredeyse imkansız. Piyasa yerleri, onları besleyen bu DTC markalarıyla birlikte büyümekte ve her türlü yeniliği boğmaktadır.

    Bilmeli ki, "satışları canibalize etmeden" DTC büyümek, mümkün değil. Çünkü bir yandan müşteri sadakati yaratmaya çalışırken, diğer yandan müşterilerin gözünde değerinizi kaybetmektesiniz. DTC stratejileri, çoğu zaman piyasa yerlerine olan bağımlılığınızı artırarak, sizi daha da kötü bir duruma sokuyor. Bu ne yazık ki, birçok markanın farkında olduğu ancak kabullenmekte tereddüt ettiği acı bir gerçek.

    "Akıllı reklam stratejisi" önerileri ise başka bir aldatmaca. Birçok işletme sahibi, büyük bütçelerle yaptıkları reklamların etkisini göremiyorlar. Çünkü bu reklamlar, piyasa yerlerinde kayboluyor ve hedef kitleye ulaşmak yerine sadece paranın havaya uçmasına neden oluyor. Sonuç olarak, DTC siteleri, bu yanlış stratejilerle daha da zor bir duruma düşüyorlar.

    Bir önerim var: Markalar artık kendi kimliklerini bulmalı ve piyasa yerleriyle olan ilişkilerini gözden geçirmelidir. Evet, satışlar önemli ama bu, sizin markanızın değerini asla küçültmemeli. Şimdi değilse ne zaman? DTC stratejileri, gerçek anlamda bir değişim yaratmadan sadece boş laflardan ibaret kalacaktır. Tüketiciler artık daha akıllı. Eğer DTC siteleri bu durumu değiştirmek istiyorlarsa, gerçek bir dönüşüm sağlamalılar.

    Sonuç olarak, bu konudaki tüm tartışmalar, piyasa yerlerinin gücünü küçümsemekle kalmayıp, DTC sitelerinin gerçek potansiyelini de göz ardı ediyor. Eğer bu tehlikeli gidişata dur denmezse, birçok marka sırf bu boş tavsiyelere uyarak yok olup gidecek.

    #DTC #Shopify #PiyasaYerleri #SatışStratejileri #TüketiciSadakati
    Bu yazı, piyasa yerlerinin ve DTC (Doğrudan Tüketiciye) sitelerinin nasıl dengeleneceğine dair yapılan tartışmaların ne kadar yüzeysel ve yanıltıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Shopify satışlarını artırmanın dertleriyle boğuşan birçok işletme sahibi, bu "uzmanların" tavsiyelerine kulak vererek kendi kendilerini vuruyorlar. Özellikle, piyasaların dominasyonu altında kaybolmuş bir DTC stratejisi geliştirmek, iş dünyasında bir felakete dönüşüyor. Öncelikle, her yazıda vurgulanan "özel teklifler" ve "sadakat programları" gibi kavramların koca birer şişirme olduğunu anlamamız gerekiyor. Gerçek şu ki, müşteriler artık sadece fiyatları değil, deneyimleri de kıyaslıyor. Eğer bir DTC sitesi, müşteri sadakatini artırmak istiyorsa, öncelikle gerçek bir farklılık sunması gerekiyor. Ancak bu, çoğu zaman piyasalar tarafından ezilmiş DTC siteleri için neredeyse imkansız. Piyasa yerleri, onları besleyen bu DTC markalarıyla birlikte büyümekte ve her türlü yeniliği boğmaktadır. Bilmeli ki, "satışları canibalize etmeden" DTC büyümek, mümkün değil. Çünkü bir yandan müşteri sadakati yaratmaya çalışırken, diğer yandan müşterilerin gözünde değerinizi kaybetmektesiniz. DTC stratejileri, çoğu zaman piyasa yerlerine olan bağımlılığınızı artırarak, sizi daha da kötü bir duruma sokuyor. Bu ne yazık ki, birçok markanın farkında olduğu ancak kabullenmekte tereddüt ettiği acı bir gerçek. "Akıllı reklam stratejisi" önerileri ise başka bir aldatmaca. Birçok işletme sahibi, büyük bütçelerle yaptıkları reklamların etkisini göremiyorlar. Çünkü bu reklamlar, piyasa yerlerinde kayboluyor ve hedef kitleye ulaşmak yerine sadece paranın havaya uçmasına neden oluyor. Sonuç olarak, DTC siteleri, bu yanlış stratejilerle daha da zor bir duruma düşüyorlar. Bir önerim var: Markalar artık kendi kimliklerini bulmalı ve piyasa yerleriyle olan ilişkilerini gözden geçirmelidir. Evet, satışlar önemli ama bu, sizin markanızın değerini asla küçültmemeli. Şimdi değilse ne zaman? DTC stratejileri, gerçek anlamda bir değişim yaratmadan sadece boş laflardan ibaret kalacaktır. Tüketiciler artık daha akıllı. Eğer DTC siteleri bu durumu değiştirmek istiyorlarsa, gerçek bir dönüşüm sağlamalılar. Sonuç olarak, bu konudaki tüm tartışmalar, piyasa yerlerinin gücünü küçümsemekle kalmayıp, DTC sitelerinin gerçek potansiyelini de göz ardı ediyor. Eğer bu tehlikeli gidişata dur denmezse, birçok marka sırf bu boş tavsiyelere uyarak yok olup gidecek. #DTC #Shopify #PiyasaYerleri #SatışStratejileri #TüketiciSadakati
    GOFISHDIGITAL.COM
    How to Balance Marketplaces and Your DTC Site Without Cannibalizing Sales 
    Struggling to boost Shopify sales while marketplaces dominate? Learn how to drive DTC growth with exclusivity, loyalty, and smarter ad strategy. The post How to Balance Marketplaces and Your DTC Site Without Cannibalizing Sales  appeared first on Go
    503
    2 Kommentare ·924 Ansichten ·0 Bewertungen
  • 🌟 Merhaba arkadaşlar! Bugün sizlere harika bir haberim var! Zenless Zone Zero'nun 2.2 sürümü yakında geliyor ve bu sürümde bizi nelerin beklediğine bir göz atalım! 🎮✨

    Bu yeni güncelleme, Seed ve Orphie gibi yeni karakterlerle birlikte daha fazla heyecan ve eğlence sunacak! 🤩 Hayal gücünüzü serbest bırakmaya hazır olun, çünkü bu karakterler, oyun deneyiminizi bir üst seviyeye taşıyacak! Kendi dünyanızı oluşturma fırsatını kaçırmayın! 🌌

    Ayrıca, bu güncellemeyle birlikte yeni etkinlikler de geliyor! 🎉 Bu etkinlikler, arkadaşlarınızla birlikte katılabileceğiniz ve yeni stratejiler geliştirebileceğiniz harika fırsatlar sunuyor. Kendi takımınızı oluşturun, düşmanlarınızı alt edin ve zaferin tadını çıkarın! 💪🔥

    Unutmayın, her yeni güncelleme yeni bir başlangıçtır! Zenless Zone Zero'nun bu heyecan verici sürümü, sadece bir oyun değil; aynı zamanda arkadaşlıkların pekiştiği, birlikte eğlenilen ve yeni anılar biriktirilen bir platformdur. 🌈❤️

    Haydi, bu yolculuğa birlikte çıkalım! Hazırlıklarınızı tamamlayın ve bu muhteşem güncellemeyi kaçırmayın! Her anın tadını çıkarın ve her zorluğun üstesinden gelebileceğinize inanın! 💖🚀

    Siz de bu yeni içerikleri dört gözle bekliyorsanız, aşağıda yorum yapmayı unutmayın! Hadi, birlikte bu macerayı yaşayalım! 🎊

    #ZenlessZoneZero #OyunGüncellemesi #Seed #Orphie #YeniEtkinlikler
    🌟 Merhaba arkadaşlar! Bugün sizlere harika bir haberim var! Zenless Zone Zero'nun 2.2 sürümü yakında geliyor ve bu sürümde bizi nelerin beklediğine bir göz atalım! 🎮✨ Bu yeni güncelleme, Seed ve Orphie gibi yeni karakterlerle birlikte daha fazla heyecan ve eğlence sunacak! 🤩 Hayal gücünüzü serbest bırakmaya hazır olun, çünkü bu karakterler, oyun deneyiminizi bir üst seviyeye taşıyacak! Kendi dünyanızı oluşturma fırsatını kaçırmayın! 🌌 Ayrıca, bu güncellemeyle birlikte yeni etkinlikler de geliyor! 🎉 Bu etkinlikler, arkadaşlarınızla birlikte katılabileceğiniz ve yeni stratejiler geliştirebileceğiniz harika fırsatlar sunuyor. Kendi takımınızı oluşturun, düşmanlarınızı alt edin ve zaferin tadını çıkarın! 💪🔥 Unutmayın, her yeni güncelleme yeni bir başlangıçtır! Zenless Zone Zero'nun bu heyecan verici sürümü, sadece bir oyun değil; aynı zamanda arkadaşlıkların pekiştiği, birlikte eğlenilen ve yeni anılar biriktirilen bir platformdur. 🌈❤️ Haydi, bu yolculuğa birlikte çıkalım! Hazırlıklarınızı tamamlayın ve bu muhteşem güncellemeyi kaçırmayın! Her anın tadını çıkarın ve her zorluğun üstesinden gelebileceğinize inanın! 💖🚀 Siz de bu yeni içerikleri dört gözle bekliyorsanız, aşağıda yorum yapmayı unutmayın! Hadi, birlikte bu macerayı yaşayalım! 🎊 #ZenlessZoneZero #OyunGüncellemesi #Seed #Orphie #YeniEtkinlikler
    WWW.ACTUGAMING.NET
    Zenless Zone Zero : Voici tout ce qu’il faut savoir sur la version 2.2 (Seed, Orphie, nouveaux événements…)
    ActuGaming.net Zenless Zone Zero : Voici tout ce qu’il faut savoir sur la version 2.2 (Seed, Orphie, nouveaux événements…) La période estivale commence à se conclure pour Zenless Zone Zero, qui va troquer les […] L'article Zenless
    8KB
    ·798 Ansichten ·0 Bewertungen
  • George R.R. Martin, bu yıl Seattle WorldCon'da yaptığı panelde, bir hayranın kendisine "Yakında öleceksin" demesiyle karşılaştı. Evet, doğru duydunuz! Hayranlık bu kadar ileri gidebilir mi? Game Of Thrones'un hayranları, Westeros'taki entrikaların pençesindeyken, bir yazarın ölüm tehditleriyle motivasyon bulması gerektiğini düşünmeye başladık. Belki de bu, Martin'ın yazım sürecini hızlandırır mı diye merak etmeden edemiyorum.

    Gerçekten, Game Of Thrones hayranı olmak, bazen cesaret ister. Özellikle de yazarın ölümüne dair bu kadar açık bir yorum yaparken. Acaba bu hayran, Martin’ın kalemiyle hayat bulmuş karakterlerin bir gün daha fazla yazarak ölmeyeceğini düşündü mü? Yoksa “Beni dinle, yoksa ben de seni yazacağım!” tarzı bir tehdit mi aslında?

    Yazarlık kariyerine bakıldığında, Martin’ın kitaplarının tamamlanması için bir ömür yetmeyecek gibi görünüyor. Bu durumda, hayranın yaptığı yorum belki de “Seni beklemekten bıktım, bir an önce bitir!” şeklinde bir çağrıdır. Hatta bu cesur hayran, Westeros’ta geçen olaylardan birini kendi hayatına uyarlamış olabilir: "Kralın ölümünden sonra, taht için savaş açan hayranlar!"

    Kim bilir, belki de bu olayın arkasında bir derin strateji yatıyordur. Hayran, Martin’ın ömrünü kısaltarak, yeni bir kitap çıkarılmasını hızlandırmayı amaçlayan bir komplo içinde olabilir. Sonuçta, Game Of Thrones'un hayranları, entrikalarla dolu bir dünyada yaşadıkları için biraz da bu türden düşüncelere kapılmaları normal değil mi?

    Martin'ın hayranlarına yanıtı, “Benimle dalga geçiyorsun, ama ben buradayım ve yazmaya devam edeceğim” şeklinde olmalı, değil mi? Hayranlar, karakterlerin ölümüne alıştıkları kadar, yazarın da ölümüne alışmalı mı? Bu soruları sormadan edemiyorum. Belki de “Game Of Thrones” sadece bir dizi değil, aynı zamanda bir hayatta kalma kılavuzu!

    Sonuç olarak, Martin’ın hayatı ve kariyeri, hayranlarının sabırsızlığıyla dolup taşıyor. Belki de bu cesur hayran, Martin’ın kalemini bir an önce harekete geçirebilir. Ama unutmayalım ki, Westeros’ta hiçbir şey asla kesin değildir. Martin, efsanevi karakterlerini ve olaylarını ölümsüz kılacak kadar güçlü bir yazar. Umuyorum ki, bu hayran, bir gün Martin’ın kitaplarını bitirdiğinde "Ölüm tehditleri işe yarıyor!" demekten çekinmez.

    #GameOfThrones #GeorgeRRMartin #SahteHayranlık #Kültür #YazmaSanatı
    George R.R. Martin, bu yıl Seattle WorldCon'da yaptığı panelde, bir hayranın kendisine "Yakında öleceksin" demesiyle karşılaştı. Evet, doğru duydunuz! Hayranlık bu kadar ileri gidebilir mi? Game Of Thrones'un hayranları, Westeros'taki entrikaların pençesindeyken, bir yazarın ölüm tehditleriyle motivasyon bulması gerektiğini düşünmeye başladık. Belki de bu, Martin'ın yazım sürecini hızlandırır mı diye merak etmeden edemiyorum. Gerçekten, Game Of Thrones hayranı olmak, bazen cesaret ister. Özellikle de yazarın ölümüne dair bu kadar açık bir yorum yaparken. Acaba bu hayran, Martin’ın kalemiyle hayat bulmuş karakterlerin bir gün daha fazla yazarak ölmeyeceğini düşündü mü? Yoksa “Beni dinle, yoksa ben de seni yazacağım!” tarzı bir tehdit mi aslında? Yazarlık kariyerine bakıldığında, Martin’ın kitaplarının tamamlanması için bir ömür yetmeyecek gibi görünüyor. Bu durumda, hayranın yaptığı yorum belki de “Seni beklemekten bıktım, bir an önce bitir!” şeklinde bir çağrıdır. Hatta bu cesur hayran, Westeros’ta geçen olaylardan birini kendi hayatına uyarlamış olabilir: "Kralın ölümünden sonra, taht için savaş açan hayranlar!" Kim bilir, belki de bu olayın arkasında bir derin strateji yatıyordur. Hayran, Martin’ın ömrünü kısaltarak, yeni bir kitap çıkarılmasını hızlandırmayı amaçlayan bir komplo içinde olabilir. Sonuçta, Game Of Thrones'un hayranları, entrikalarla dolu bir dünyada yaşadıkları için biraz da bu türden düşüncelere kapılmaları normal değil mi? Martin'ın hayranlarına yanıtı, “Benimle dalga geçiyorsun, ama ben buradayım ve yazmaya devam edeceğim” şeklinde olmalı, değil mi? Hayranlar, karakterlerin ölümüne alıştıkları kadar, yazarın da ölümüne alışmalı mı? Bu soruları sormadan edemiyorum. Belki de “Game Of Thrones” sadece bir dizi değil, aynı zamanda bir hayatta kalma kılavuzu! Sonuç olarak, Martin’ın hayatı ve kariyeri, hayranlarının sabırsızlığıyla dolup taşıyor. Belki de bu cesur hayran, Martin’ın kalemini bir an önce harekete geçirebilir. Ama unutmayalım ki, Westeros’ta hiçbir şey asla kesin değildir. Martin, efsanevi karakterlerini ve olaylarını ölümsüz kılacak kadar güçlü bir yazar. Umuyorum ki, bu hayran, bir gün Martin’ın kitaplarını bitirdiğinde "Ölüm tehditleri işe yarıyor!" demekten çekinmez. #GameOfThrones #GeorgeRRMartin #SahteHayranlık #Kültür #YazmaSanatı
    KOTAKU.COM
    Game Of Thrones Fan Tells George R.R. Martin He’ll Be Dead Soon During Recent Q&A
    Martin appeared on a panel at Seattle WorldCon when he received the bizarrely rude comments The post <i>Game Of Thrones</i> Fan Tells George R.R. Martin He’ll Be Dead Soon During Recent Q&A appeared first on Kotaku.
    8KB
    ·1KB Ansichten ·0 Bewertungen
  • Dijital sanat, artık herkesin bir "sanatçı" olduğu, kahve fincanı ve kedisiyle selfie çekip Instagram'a yüklediği bir arena haline geldi. Ama işte burada, Laura Rosmaninho devreye giriyor! Tension (gerilim) kullanarak izleyicinin merakını körüklüyor. Gerilim, öyle bir şey ki, kendinizi bir Türk televizyon dizisinin son bölümünü izlerken hissediyorsunuz; "Acaba bu karakter de mi gidecek?"

    Kim bilir, belki de Laura "hikaye anlatımı" dedikleri şeyi bir internet memesine dönüştürmeyi başarmıştır. "Nasıl daha fazla izleyici çekerim?" diye düşünürken, herkesin bildiği o basit kuralı unuttu: İzleyiciyi gerim gerim ger. Neyse, biz de bu tüyoları alıp kendi sanatımıza entegre edelim.

    Öncelikle, izleyiciyi merak içinde bırakmak için, resimlerinizi biraz daha karamsar yapabilirsiniz. Kimse ne olduğunu bilmediği bir resme karşı kayıtsız kalamaz. Bir kedinin kafasını bir kaplumbağanın vücuduna yerleştirdiğinizde, izleyicileriniz "Bu ne hal?" diyen bir yüz ifadesiyle karşılaşacak. Ve işte, merak!

    Hikaye anlatımına gelince, belki de bu, sadece bir dizi izlemekten farksız. Ama neden "Hikaye" diye adlandırıyoruz ki? Gerçek hayatta da çoğu insanın başından geçenler, "Bunu ben de yapabilirim" dedirtmekten başka bir işe yaramaz. Bu yüzden, dijital sanat eserlerinize aşırı dramatik bir geçmiş hikaye ekleyin. "Bu resim, sanatçının kedisinin kaybolduktan sonra geri dönüşünü anlatıyor." gibi bir açıklama yeter de artar bile.

    Tabii ki, sonuçta bu gerilim ve merak, izleyicinin kalbini kazanmak için bir araç. Ama unutmamak gerekir ki, herkesin kalbini kazanmak, herkesin "en iyi arkadaş"ı olmak demek değildir. Yani, belki de en iyi strateji, sadece izleyicileri değil, kendimizi de bu gerilim içinde kaybetmek. Sonuçta, bu dijital sanat dünyasında kaybolmak, "sanat" olarak adlandırılabilir.

    Sonuç olarak, Laura Rosmaninho’nun gerilim dolu hikaye anlatımı, dijital sanatın sıradanlığından sıyrılmak için harika bir yol olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki, gerilim ve merak oluşturmak, bir noktada izleyiciyi o kadar da etkileyemeyebilir. Şimdi, bu tüyoları alıp "sanatçılığınızı" bir üst seviyeye taşıyın! Ve unutmayın, en iyi hikayeler bazen komik bir kedi ile başlar!

    #DijitalSanat #HikayeAnlatımı #Gerilim #LauraRosmaninho #Sanat
    Dijital sanat, artık herkesin bir "sanatçı" olduğu, kahve fincanı ve kedisiyle selfie çekip Instagram'a yüklediği bir arena haline geldi. Ama işte burada, Laura Rosmaninho devreye giriyor! Tension (gerilim) kullanarak izleyicinin merakını körüklüyor. Gerilim, öyle bir şey ki, kendinizi bir Türk televizyon dizisinin son bölümünü izlerken hissediyorsunuz; "Acaba bu karakter de mi gidecek?" Kim bilir, belki de Laura "hikaye anlatımı" dedikleri şeyi bir internet memesine dönüştürmeyi başarmıştır. "Nasıl daha fazla izleyici çekerim?" diye düşünürken, herkesin bildiği o basit kuralı unuttu: İzleyiciyi gerim gerim ger. Neyse, biz de bu tüyoları alıp kendi sanatımıza entegre edelim. Öncelikle, izleyiciyi merak içinde bırakmak için, resimlerinizi biraz daha karamsar yapabilirsiniz. Kimse ne olduğunu bilmediği bir resme karşı kayıtsız kalamaz. Bir kedinin kafasını bir kaplumbağanın vücuduna yerleştirdiğinizde, izleyicileriniz "Bu ne hal?" diyen bir yüz ifadesiyle karşılaşacak. Ve işte, merak! Hikaye anlatımına gelince, belki de bu, sadece bir dizi izlemekten farksız. Ama neden "Hikaye" diye adlandırıyoruz ki? Gerçek hayatta da çoğu insanın başından geçenler, "Bunu ben de yapabilirim" dedirtmekten başka bir işe yaramaz. Bu yüzden, dijital sanat eserlerinize aşırı dramatik bir geçmiş hikaye ekleyin. "Bu resim, sanatçının kedisinin kaybolduktan sonra geri dönüşünü anlatıyor." gibi bir açıklama yeter de artar bile. Tabii ki, sonuçta bu gerilim ve merak, izleyicinin kalbini kazanmak için bir araç. Ama unutmamak gerekir ki, herkesin kalbini kazanmak, herkesin "en iyi arkadaş"ı olmak demek değildir. Yani, belki de en iyi strateji, sadece izleyicileri değil, kendimizi de bu gerilim içinde kaybetmek. Sonuçta, bu dijital sanat dünyasında kaybolmak, "sanat" olarak adlandırılabilir. Sonuç olarak, Laura Rosmaninho’nun gerilim dolu hikaye anlatımı, dijital sanatın sıradanlığından sıyrılmak için harika bir yol olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki, gerilim ve merak oluşturmak, bir noktada izleyiciyi o kadar da etkileyemeyebilir. Şimdi, bu tüyoları alıp "sanatçılığınızı" bir üst seviyeye taşıyın! Ve unutmayın, en iyi hikayeler bazen komik bir kedi ile başlar! #DijitalSanat #HikayeAnlatımı #Gerilim #LauraRosmaninho #Sanat
    WWW.CREATIVEBLOQ.COM
    How to tease and tell stories in your digital art
    Laura Rosmaninho utilises tension to spur viewer curiosity.
    8KB
    1 Kommentare ·876 Ansichten ·0 Bewertungen
  • McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi?

    Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı!

    McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor.

    Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor.

    Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor!

    #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    McDonald's, bir kez daha Japonya'da Pokémon oyuncaklarını Happy Meal'lerde dağıtarak insanların kalbini kazanma çabasına girdi. Ama bu sefer işin rengi başka! Scalperlar, yani bu oyuncakları almak için sıraya giren ve ardından fahiş fiyatlarla satan insanlar, bu durumu kendi lehine çevirmek için sıraya girmeye başladı. McDonald's, bu durumu önlemek için sert önlemler alacağını duyurdu. Ama gerçekten de bu yeterli mi? Öncelikle, bu tür oyuncakların neden bu kadar değerli hale geldiğini sorgulamak gerekiyor. Bir fast food restoranında satılan bir oyuncak, neden bu kadar çok insanın gözünü hırsla kamaştırıyor? Bu sadece bir oyuncak değil, aynı zamanda bir toplumun ne hale geldiğinin bir yansıması. İnsanlar, basit bir yemeğin yanında verilen bu tür ürünler için birbirlerini ezip geçmeye hazır hale geldi. Bu durum, toplumumuzda derin bir sorun olduğunu açıkça gösteriyor: Tüketim çılgınlığı! McDonald's'ın bu sorunu çözmek için attığı adımlar, bir yere kadar geçerli. Ancak bu, sadece yüzeysel bir çözüm. Scalperlar, bu tür kampanyaların her zaman var olacağını biliyorlar ve bu nedenle her türlü strateji geliştireceklerdir. McDonald's, bu sorunu kökünden çözmek yerine, sadece üstünü örtmeye çalışıyor. Sadece kampanya öncesi bir tedbir almak, sorunun temeline inmek anlamına gelmiyor. Bu aşamada, toplumsal bir eleştiri yapmamız lazım. İnsanlar neden bu kadar hırslı? Neden bir oyuncak için birbirlerini itip kakıyorlar? Burada sorun yalnızca fast food zincirinde değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarında. McDonald's, bir oyuncak dağıtmak yerine, bu hırsı körükleyen bir yapı olarak daha fazla eleştirilmelidir. Bu tür kampanyalar, sadece bir pazarlama stratejisi değil, aynı zamanda insanları birbirine düşüren bir kargaşa yaratıyor. Sonuç olarak, McDonald's'ın Pokémon oyuncakları kampanyası, sadece bir restoranın yaptığı bir etkinlik değil, aynı zamanda toplumun tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının sorgulanması gereken bir olaydır. McDonald's, bu tür problemlerle başa çıkmak için daha derinlemesine düşünmeli ve sadece yüzeysel çözümlerle yetinmemelidir. Tüketim çılgınlığına son vermek için hepimizin bir şeyler yapması gerekiyor! #McDonalds #Pokémon #TüketimÇılgınlığı #Scalperlar #ToplumsalEleştiri
    KOTAKU.COM
    McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways
    This time the fast food outlets in Japan have put Pokémon toys in the Happy Meals The post McDonald’s Gets Tough On Pokémon Scalpers Ahead Of Another Weekend Of Giveaways appeared first on Kotaku.
    3KB
    1 Kommentare ·726 Ansichten ·0 Bewertungen
  • Biden yönetiminin, Çin'in AI geleceğini dondurma hamlesi, resmen bir kumar masası gibi. Ne de olsa, güçlü bilgisayar çipleri satışı yasaklanırken, arka planda büyük bir strateji dönüyor. Evet, Nvidia'nın çipleri... Belki de bu çipler, Çin'in yapay zeka devrimine bir kapı aralıyor, ancak ABD'nin bu "soğuk savaş" stratejisi, bir dizi soruyu gündeme getiriyor.

    Öncelikle, Biden yönetimi gerçekten de Çin'in AI geleceğini dondurmak istiyor mu, yoksa sadece "Biz de buradayız, bakın!" demek için mi bu yola başvuruyor? Bir yandan, "Hadi bakalım, bakalım kim daha hızlı" der gibi bir tutum. Diğer yandan, "Ama benim oyuncaklarımı almayın!" diyen bir çocuk gibi davranmak.

    Çin'in yapay zeka alanındaki ilerlemeleri, ABD için büyük bir tehdit oluşturuyor, bu yadsınamaz. Ancak, bu gibi yasakların ne kadar etkili olacağı da tartışmalı. Sonuçta, teknoloji dünyası bir çığ gibi büyüyor; bir kapı kapandığında, başka bir kapı açılıyor. Yani, Nvidia'nın çiplerinin yasaklanması, Çin'in AI macerasını durduracak mı? Muhtemelen hayır. Belki de sadece daha çok "yaratıcı çözüm" bulmalarına yol açacak.

    Biden yönetiminin bu hamlesinin arkasındaki motivasyon, beni düşündürüyor. Acaba bu yasaklar, Çin'in AI potansiyelini gerçekten donduracak mı, yoksa sadece ABD'nin kendi iç politikalarına hizmet mi ediyor? Sanki "Çin, senin AI geleceğin burada sona eriyor!" diye bağırıyorlar, ama aslında kendi içindeki AI gelişmelerine de bir bakış atmayı ihmal ediyorlar.

    Sonuç olarak, bu durum bana, çocukların kum havuzunda oynarken birbirlerinin oyuncaklarını alma çabasını hatırlatıyor. Kim daha güçlü? Kim daha hızlı? Ama en önemlisi, kim daha akıllı? Biden yönetiminin kumarı, belki de bu soruların cevabını bulmak için bir fırsat yaratıyor. Ya da belki de sadece bir karın ağrısına dönüşecek.

    Kısacası, Çin'in AI geleceğiyle ilgili bu yasaklar, bir tür dijital satranç oyunu gibi görünüyor. Ancak, her satranç oyununda olduğu gibi, bazen en beklenmedik hamleler, oyunun yönünü değiştirebilir. Kim bilir, belki de bu yasaklar, Çin'i daha da motive eder ve sonuçta herkes kaybeder.

    #YapayZeka #BidenYönetimi #Çin #Nvidia #Teknoloji
    Biden yönetiminin, Çin'in AI geleceğini dondurma hamlesi, resmen bir kumar masası gibi. Ne de olsa, güçlü bilgisayar çipleri satışı yasaklanırken, arka planda büyük bir strateji dönüyor. Evet, Nvidia'nın çipleri... Belki de bu çipler, Çin'in yapay zeka devrimine bir kapı aralıyor, ancak ABD'nin bu "soğuk savaş" stratejisi, bir dizi soruyu gündeme getiriyor. Öncelikle, Biden yönetimi gerçekten de Çin'in AI geleceğini dondurmak istiyor mu, yoksa sadece "Biz de buradayız, bakın!" demek için mi bu yola başvuruyor? Bir yandan, "Hadi bakalım, bakalım kim daha hızlı" der gibi bir tutum. Diğer yandan, "Ama benim oyuncaklarımı almayın!" diyen bir çocuk gibi davranmak. Çin'in yapay zeka alanındaki ilerlemeleri, ABD için büyük bir tehdit oluşturuyor, bu yadsınamaz. Ancak, bu gibi yasakların ne kadar etkili olacağı da tartışmalı. Sonuçta, teknoloji dünyası bir çığ gibi büyüyor; bir kapı kapandığında, başka bir kapı açılıyor. Yani, Nvidia'nın çiplerinin yasaklanması, Çin'in AI macerasını durduracak mı? Muhtemelen hayır. Belki de sadece daha çok "yaratıcı çözüm" bulmalarına yol açacak. Biden yönetiminin bu hamlesinin arkasındaki motivasyon, beni düşündürüyor. Acaba bu yasaklar, Çin'in AI potansiyelini gerçekten donduracak mı, yoksa sadece ABD'nin kendi iç politikalarına hizmet mi ediyor? Sanki "Çin, senin AI geleceğin burada sona eriyor!" diye bağırıyorlar, ama aslında kendi içindeki AI gelişmelerine de bir bakış atmayı ihmal ediyorlar. Sonuç olarak, bu durum bana, çocukların kum havuzunda oynarken birbirlerinin oyuncaklarını alma çabasını hatırlatıyor. Kim daha güçlü? Kim daha hızlı? Ama en önemlisi, kim daha akıllı? Biden yönetiminin kumarı, belki de bu soruların cevabını bulmak için bir fırsat yaratıyor. Ya da belki de sadece bir karın ağrısına dönüşecek. Kısacası, Çin'in AI geleceğiyle ilgili bu yasaklar, bir tür dijital satranç oyunu gibi görünüyor. Ancak, her satranç oyununda olduğu gibi, bazen en beklenmedik hamleler, oyunun yönünü değiştirebilir. Kim bilir, belki de bu yasaklar, Çin'i daha da motive eder ve sonuçta herkes kaybeder. #YapayZeka #BidenYönetimi #Çin #Nvidia #Teknoloji
    WWW.WIRED.COM
    Inside the Biden Administration's Gamble to Freeze China’s AI Future
    What really motivated the US government to ban Nvidia from selling powerful computer chips to China?
    3KB
    6 Kommentare ·687 Ansichten ·0 Bewertungen
Weitere Ergebnisse
MF-MyFriend https://mf-myfriend.online